30 Eylül 2011 Cuma

Sinekli Bakkal – Halide Edip Adıvar

Sinekli Bakkal hem Halide Edip Adıvar’ın hem de Türk Edebiyatı’nın en çok okunan romanlarından biridir. İlk kez İngilizce olarak The Clown and His Daughter (Soytarı ve Kızı) adıyla 1935 yılında İngiltere’de, ardından Sinekli Bakkal adıyla 1936’da Türkiye’de yayımlanır. II. Abdülhamid dönemini fon olarak kullanan roman Doğu ile Batı arasında bir sentez arayışının ürünü olarak kabul edilebilir. Eser, son derece mütevazı, dar bir arka sokak olan Sinekli Bakkal sokağının gayet bağnaz bir tip olan imamının okuyucuya tanıtılmasıyla başlar. Karısını genç yaşta kaybetmiş olan bu adam, cennet-cehennem düşüncesi ile yatıp kalkan, dünyayı çevresindekilere dar eden softa ve kinci biridir. Katı fikirlerle yetiştirdiği kızı Emine on yedi yaşındayken, zenne rollerine çıktığı ve güzel yüzlü olduğu için mahallede “Kız Tevfik” lakabıyla bilinen delikanlıyla kaçınca neye uğradığını şaşırır ve kızını evlatlıktan reddeder. Ancak katı ve suratsız Emine ile neşeli, şamatacı ve sanatçı ruhlu Tevfik’in ilişkisi uzun ömürlü olmayacaktır. İki genç birbirlerinden akla kara kadar farklıdırlar. Dayısından miras kalan “İstanbul Bakkaliyesi’ni” ihmal eden Tevfik, ortaoyununda İstanbul çapında ün kazanır. Bu arada, karısı ile yolları ayrılır, Emine baba evine döner ve bir kız çocuğu dünyaya getirir. Rabia adını verdikleri bu kız çocuğu annesi ve dedesi tarafından son derece katı, dinî bir disiplinle büyütülür. On bir yaşına geldiğinde yanık sesiyle, üslûbuyla İstanbul’un en ünlü hafızlarından biri olur ve aynı mahallede yaşayan Abdülhamid’in Zaptiye Nazırı Selim Paşa ve ailesi ile tanışır. Kızla yakından ilgilenen aile, yeteneği heba olmasın diye kıza müzik dersleri aldırmaya başlar. Bu vesile ile kız Mevlevî Vehbi Dede ile İspanyol asıllı müzisyen Peregrini ile tanışır. Bu arada Tevfik’in sürgünden dönmesiyle Rabia daha önce hiç görmediği babasına kavuşur. Ruhen annesi ve dedesine uzak, babasına yakın olan Rabia hem onu hem de yanından hiç ayırmadığı cüce dostu Rakım’ı hemen sever ve benimser. Üçlü beraber yaşamaya başlarlar. Olaylar Tevfik’in siyasi nedenlerle tekrar sürgüne gönderilmesi ve Rabia – Peregrini aşkı ve evliliği ile gelişir. Elbette ki eserin en önemli yanları olayların, Abdülhamit’in istibdat yönetimi altında geçiyor olması, yazarın Rabia aracılığı ile bir Doğu-Batı sentezi yaratma çabasıdır. Bunlara yazarın, yine Rabia kanalıyla güçlü, şahsiyetli bir kadın karakter ortaya koyma idealini de ekleyebiliriz. Nitekim Rabia daha çocuk yaştan itibaren ne istediğini bilen, çalışkan, öğrenmeye, gelişime açık, kendi fikirleri ve doğruları olan genç bir kadındır. Romanda Doğu’nun maneviyatını temsil eden Vehbi Dede, Rabia’nın gelenekçi yönünü beslerken, Batı’yı temsil eden Peregrini, kızın Batı değerleri ile tanışması ve bunları kendine göre ele alışını simgelemektedir. Ortaya bir yandan oturduğu sokağın adetlerine uygun davranmaya çalışan, namaz kılan, muhafazakar, dindar Rabia, bir yandan da daha çocukken aşık olduğu Hristiyan Peregrini’yle evlenecek kadar da cesur ve “anarşist” bir Rabia çıkmıştır. Ancak Rabia’yı kusursuz bir sentez, bir dengeler insanı gibi de görmemek, resmetmemekten yanayım. Yer yer çocukça kaçan inadı ve gereksiz katı tutumu nedeniyle antipatik bulduğumu bile söyleyebilirim. Şahsen, kitabın en ilginç ve sevimli iki karakterinin Peregrini (Osman) ve Rakım olduğunu düşünüyorum. Mensubu olduğu kültürü geride bırakıp, yeni bir kültürde yeni bir hayata başlayan bu duygusal, sanatçı ruhlu ve uysal adam aşkı için dinini, adını değiştirme konusunda hiç tereddüt yaşamamıştır. Daha doğduğu andan itibaren fiziksel farklılığı nedeniyle ezilen, hakaret gören, dışlanan Rakım, on yedi yaşında arkadaş olduğu Tevfik sayesinde hak ettiği insanca yaşama kavuşur. Rabia’nın da biricik Rakım Amca’sı olur. Bedeninden büyük kalbiyle, zekâsıyla romanın en sevilesi ve güçlü karakterlerinden biri Rakım. Daha önce hiç Halide Edip Adıvar okumadıysanız, bu romanla bir başlangıç yapabilirsiniz. Hiç şüphesiz yazarın diğer romanlarını da merak edeceksiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder