27 Kasım 2011 Pazar

Seksek – Julio Cortázar

1963 yılında yayımlanan Seksek (Rayuela) Arjantin’in en büyük yazarlarından Julio Cortázar’ın başyapıtı olarak kabul ediliyor. Çağdaş bir klasik roman… Aynı zamanda da ilginç bir edebi deneme... Toplam 155 bölümden oluşan kitabı iki - kim bilir belki de çok daha fazla - şekilde  okumak mümkün. Okuyucu ilk 56 bölümü okuyup, hiçbir rahatsızlık hissetmeden, yazarın deyimiyle “gönül rahatlığıyla” kitabı bir yana bırakabilir. Geri kalan bölümler (gazete kupürleri, felsefi tartışmalar, anılar ve ilk kitabı aydınlatan detaylar vs.) okunmasa da olur. Ancak daha az rahatına düşkün ve meraklı okuyucu – benim gibi -  ikinci okumayı yapmadan huzura ermez. İkinci okuma ise yazarın belirlediği bir plana göre yapılır. Okuyucu adeta bir seksek oyunu oynuyormuşçasına bir bölümden diğerine sıçrar. Plana göre, ikinci kitap 73. bölümle başlayıp 131. bölümle sona erer. Ya da hiçbir zaman sona ermez ve okuyucu kitaba hapsolur. Çünkü 131. bölüm okuyucuyu bir önceki bölüm olan 58. bölüme geri gönderir. Tabii 58. bölüm de 131. bölüme…Bu böyle sürüp gider. Kitap bu haliyle geleneksel romana bir başkaldırıdır. Okunması çok kolay bir kitap değil Seksek... Sadece edebi açıdan değil felsefi açıdan da çok şey söylüyor… Öncelikle varoluşçu akım açısından önemli bir eser olduğunu düşünüyorum. Yayımlandığı dönem tüm dünyada – tabii en çok da Fransa’da – varoluşçuluğun zirvede olduğu dönem… 1960’da ölen Camus geride muazzam bir miras bırakmış. Sartre üretmeye devam ediyor. Savaş sonrası, hayatın, varoluşun sorgulandığı oldukça depresif zamanlar. Seksek işte böyle bir dönemin ürünü… Nitekim kitabın başkahramanı Horacio/Oliveira da varoluş bunalımından muzdarip… Yazarın “Öte Yakadan” diye adlandırdığı ilk 36 bölümde Horacio’nun Paris’te göçmen olarak yaşadığı döneme tanıklık ediyoruz. Tıpkı kendisi gibi göçmenlerden oluşan bir grupla iç içe geçen işsiz, güçsüz, amaçsız günler… Bohem hayat, içki, caz, bol felsefe ve tabii ki “la Maga”…Horacio’nun Montevideo’lu sevgilisi… Horacio ve entelektüel arkadaşlarının aksine bilgisiz, neredeyse cahil bir genç kadın… Ama hisleriyle yaşamın ne olduğunu kavramış görünüyor. Horacio için bir amaç, bir varlık nedeni olabilir mi? Belki… Ama alaycı Horacio bunu vaktinde fark edebilecek mi? Yoksa yine eylemsizlik mi onu bekleyen? “Öte Yakadan” Horacio’nun Fransa’dan sınırdışı edilmesiyle son buluyor. Aslında öylesine absürd bir nedenden ötürü sınır dışı ediliyor ki, insan Albert Camus’nün “saçma”sını anımsamadan edemiyor. Ve tabii ki Horacio’nun sınır dışı edilmesine yol açan olay kahramanımız açısından bir düşüşü de simgeliyor. Bu olay bana bir kez daha sevgili Albert Camus’yü hatırlatıyor ve tabii ki büyük eseri Düşüş’ü (La Chute)… 37. bölümden ilk kitabın sona erdiği 56. bölüme kadar olan kısım “Bu Yakadan” olarak adlandırılmış. Arjantin’e dönen Horacio eski arkadaşı Traveler ve karısı Talita ile birlikte yeni bir döneme girer. Traveler adeta Horacio’nun zıt kutbu gibidir. Horacio ne kadar uçucu ve güvenilmez ise, Traveler da o kadar güven vericidir. Kaosa karşı bir bakıma düzeni simgelemektedir. Evlidir. İşi ve düzenli bir geliri vardır. Daha en baştan itibaren Horacio Traveler’ın karısı Talita’da yitirdiği La Maga’yı görür. Garip, biraz da gerilim dolu bir ilişki başlar üçü arasında. Final oldukça ilginç ve bir o kadar da muğlak… Aslında varoluşçu edebiyatın pek de yabancısı olmadığı bir son… Tabii Seksek söz konusu olduğunda klasik bir finalden bahsetmek hata olur. Birinci kitabın finalini, ikinci kitap her an tersyüz edebilir. Nasıl mı? Detaylar Seksek’te…İlginç bir edebi deneyim yaşamak isteyenler kaçırmasın.    

9 Kasım 2011 Çarşamba

Profil – Federico García Lorca

Federico García Lorca (1898-1936), İspanyol Edebiyatı dendiğinde hem ülkemizde hem de dünyada ilk akla gelen ve en çok sevilen isimlerdendir. 1920’lerin sonu ve 1930’ların başında İspanya’da önem kazanan ve çoğu çocukluk arkadaşı olan yaklaşık on şairden oluşan “1927 Kuşağı”’nın önde gelen temsilcilerindendir. 1936’da sağcılar tarafından kurşuna dizilerek öldürüldüğünde sadece otuz sekiz yaşında olan Lorca, kısacık ömrüne yüzlerce şiir ve oyun sığdırmıştır. Sadece edebiyat alanındaki büyük yeteneği ile değil, müzik ve resme olan merakı ve yatkınlığıyla da bilinen çok yönlü bir sanatçıdır.  Hukuk öğrenimini yarıda bırakıp yirmili yaşlarının başında şiir yazmaya başlamıştır. Lorca şiirinde birbirinden oldukça farklı evrelerden söz edilebilir. İlk şiirleri 1994 yılında Daha Önce Yayımlanmamış Gençlik Şiirleri (Poesía inédita de juventud) adıyla yayımlanır. Hayattayken yayımlanmış ilk eseri 1921 tarihli Şiirler Kitabı (Libro de Poemas)’dır. 1921 sonrasında Lorca şiirlerinde üslûp birden farklılaşır. Geleneksel İspanyol şiiri ile haikuyu birleştirdiği kısa kısa şiirler yazmaya başlar Lorca. Bu çizgide sayılan Şarkılar (Canciones) 1927’de, Cante Jondo Şiiri (Poema del cante jondo) ise 1931’de yayımlanır. 1928 yılında yayımlanan Çingene Romansları (Romancero Gitano) ile stili bir kez daha değişir. Büyük başarı kazanan bu şiirlerinde Lorca yüzlerce yıllık, zengin İspanyol romans geleneğinden beslenmiş, geleneksel ile moderni büyük bir ustalıkla harmanlamıştır. Lorca’nın bir diğer önemli şiir kitabı 1940’ta yayımlanmış olan Şair New York’ta (Poeta en Nueva York) adlı kitaptır. 1929-1930 yıllarında önce ABD’ye (özellikle de New York’a) ardından da Küba’ya yapmış olduğu yolculuklarda yazmış olduğu bu şiirlerde çocukluğun masumiyetinden, ölümün kaçınılmazlığına, New York şehrinin yüzeyselliğinden, vahşi kapitalizme pek çok temayı işler. Eşcinsellik temasına da ilk kez bu şiirlerinde değindiğini görürüz. Şairin en çok bilinen bir diğer şiir kitabı da 1931-1934 yılları arasında yazdığı gazel ve kasidelerden oluşan Tamarit Divanı (Diván del Tamarit) adlı kitaptır. Bu eserlerde yer alan şiirlerinin dışında daha pek çok şiiri bulunmaktadır. Şayet Lorca’nın şiirlerini merak ediyorsanız, Yapı Kredi Yayınları tarafından 2007 yılında yayımlanan Profil bir başlangıç yapmanız için güzel bir çalışma. Kitap, Lorca’nın sadece şiirlerinden örnekler vermekle kalmıyor, oyun, senaryo, konferans, mektup ve desenlerinden de örnekler sunuyor okuyucuya. Yayına hazırlayanlar Yıldız Ersoy Canpolat ve Selahattin Özpalabıyıklar. Lorca’nın ilk şiirlerinden, meşhur Çingene Romansları’na, New York şiirlerinden, New York ve Havana’dan ailesine yazdığı mektuplara, gazel ve kasidelerine pek çok güzel örnek bir arada…. Foğrafları ve desenleri de görülmeye değer…
Aşağıda yer alan şiir, 1934 yazında bir boğa güreşi sırasında ağır yaralanıp kangren olan ve otuz altı saat içinde yaşamını yitiren ünlü boğa güreşçisi Mejías anısına yazılmış olan Ignacio Sánchez Mejías’a Ağıt (Llanto por Ignacio Sánchez Mejías) adlı şiirin ilk bölümüdür. Sabri Altınel tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. Oldukça etkileyici bir şiirdir. Seveceğinizi umarım.
 SÜSME VE ÖLÜM
      Saat beşte akşamlayın.
Tam saat beşte akşamlayın.
Ak çarşaflar getirdi çocuk
      saat beşte akşamlayın.
Hazırdı bir sepet kireç
      saat beşte akşamlayın.
Kalanı ölüm. Yalnız ölüm.
      saat beşte akşamlayın.

Rüzgâr savurdu pamukları
      saat beşte akşamlayın.
Kristal, nikel serpti oksit
      saat beşte akşamlayın.
Kumru parsla savaşır şimdi
      saat beşte akşamlayın.
Bir kalça, bir ıssız boynuz
      saat beşte akşamlayın.
Sesler başladı, uğultular
      saat beşte akşamlayın.
Sessiz insanlar köşelerde
      saat beşte akşamlayın.
Yalnız boğanın yüreği şendi
      saat beşte akşamlayın.

Geliyor kar teri işte
      saat beşte akşamlayın.
Tentürdiyot kokusu alanda
      saat beşte akşamlayın.
Ölüm yaraya yumurtasını koydu
      saat beşte akşamlayın.
      Akşamlayın saat beşte.
Tam saat beşte akşamlayın.  
Tekerlekli bir tabut yatağı
      saat beşte akşamlayın.
Kemikler, flütler kulağında
      saat beşte akşamlayın.
Boğa böğürdü alnına doğru
      saat beşte akşamlayın.
Can çekişmeyle ışılar oda
      saat beşte akşamlayın.
Kangren yaklaştı uzaktan
      saat beşte akşamlayın.
Zambak bir boru yeşil kasığında
      saat beşte akşamlayın.
Güneş gibi yanar yaraları
      saat beşte akşamlayın.
Pencereleri kırıyor kalabalık
      saat beşte akşamlayın.
Ah! Ne korkunç saat beşi akşamın!
Saat beşti bütün saatlerde!
Akşamın gölgelerinde saat beşti!

Not: Lorca’nın şiirleri kadar oyunları da harikuladedir. Tiyatro oyunları arasında Kanlı Düğün (Bodas de sangre), Yerma ve Bernarda Alba’nın Evi (La casa de Bernarda Alba) çok ünlüdür. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok sevilir ve sıkça sahnelenir. Tiyatro oyunlarından bir başka yazımda daha detaylı olarak bahsetmek isterim.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Büyük Umutlar – Charles Dickens

Büyük Umutlar (Great Expectations) Charles Dickens’ın en önemli ve en sevilen romanlarından biri…1860’da yayımlanmış. Hikâyenin kahramanı Pip anne ve babasını çok çok erken yaşta kaybetmiş, kendisini büyüten! gaddar ablası ve iyi yürekli eniştesiyle beraber yaşamaktadır. Doğru dürüst okuma-yazma bile bilmeyen bu köy çocuğu, demircilik yapan eniştesinin yanına resmen çırak olarak gireceği günü beklemektedir. Hayattaki tek dayanağı kendisini çok seven ve biricik dostu olarak gören eniştesi Joe’nun varlığıdır. Ancak Pip’in dünyası kasabada geçici bir süre yanında çalıştığı zengin Ms. Havisham’ın evlatlığı Estella’ya aşık olmasıyla altüst olur. Kendisini ve çevresini beğenmez olur. Cehaletinden ve kaba saba halinden utanmaya başlar. Estella’ya lâyık olabilmek için bir beyefendi olmayı düşler ama bunun gerçekleşebilmesi neredeyse imkânsızdır. Karamsarlık içinde tüm umutlarını yitirmiş ve Joe’nun yanında demircilik yapmaya başlamışken gizemli bir mirasa konar. Hayalleri gerçek olmuştur. Londra’da öğrenim görecek ve bir beyefendi olarak yetişecektir. Ancak velinimetinin varlığı gizli tutulmuştur. Artık büyük büyük umutları, düşleri vardır Pip’in…Velinimetinin Miss. Havisham olduğundan ve amacının günün birinde kendisi ile Estella’yı birleştirmek olduğundan neredeyse emindir. Böylece yıllar geçer. Pip artık gerçek bir beyefendi olmuştur. Diğer yandan halen velinimetinin kim olduğunu öğrenememiştir. Estella konusundaki umutları ise giderek tükenmektedir. Ancak günün birinde kendisini himaye eden kişinin varlığını öğrenmesiyle bir kez daha tüm dünyası altüst olur. Böylece Pip için endişe ve korku dolu günler başlar. Romanın temposu finale yaklaştıkça giderek artıyor. Charles Dickens büyüklüğüne yakışır bir eser ortaya koymuş. Pek çok ilginç tema bir arada…Hırs, suç, toplumsal sınıflar, aşk, vefa, dostluk…. Romanın kurgusu mükemmel. Bir o kadar mükemmel olan da Dickens’ın karakterleri. Birkaçına değinmeden geçmek esere ve sahibine haksızlık olur.  Öncelikle romanın kahramanı Pip öylesine başarılı bir karakter ki, okuyucu baştan sona adım adım karakterin gelişimine tanıklık ediyor. Muzip ve saf çocukluktan, vefasız ve biraz da uçarı ilk gençlik yıllarına, en sonunda da gerçekçi, hak bilir ve olgun genç adama geçişi, yaşadığı dönüşümler, özellikle de Joe’ya karşı için için hissettiği mahcubiyet ve pişmanlık dantel gibi işlenmiş. Keza velinimetine karşı hissettikleri de öyle…Değişen ve gelişen müthiş bir karakter…Ancak özünde her daim iyi bir insan…Pip’in eniştesi Joe bir diğer önemli figür…İyiliği, saflığı ve karşılıksız, gerçek dostluğu temsil ediyor. Gençliğinde sevgilisi tarafından aldatılmış ve dolandırılmış, bu nedenle de tüm ömrünü karanlık odalarda takıntılı bir biçimde geçirmiş olan Miss Havisham bir diğer ilginç ve güçlü karakter. Romanın sonunda onun da dönüşüm yaşadığına tanık oluyoruz. Pip ile gizemli velinimeti arasında aracılık yapan avukat Jaggers belki de edebiyat tarihinin en ilginç kanun adamlarından biri…Zehir gibi bir zekâya sahip, tuttuğunu koparan, son derece ketum ve müvekkillerinin büyük bir kısmı suçlulardan oluşan bu adam gerçekten dikkate değer bir roman kişisi. Jaggers’tan bahsedip de yardımcısı Wemmick’i atlamak olmaz. Wemmick, iş hayatı ile özel hayatını birbirinden öylesine kalın bir çizgiyle ayırmıştır ki, patronu Jaggers bile hakkında hiçbir şey bilmez. Evi onun sıcacık Kale’sidir. Orada bambaşka bir Wemmick görürüz. Babasıyla yaşayan, gülen, hayatın tadını çıkaran, insan Wemmick…Sevimli ve dürüst bir roman kişisi…Son olarak da Abel/Provis…Bir kader mahkûmu…Özünde iyi bir insan…Pip’le ilişkisi mi? Benden bu kadar…Şimdi sıra sizde…Bu güzel romanı bir solukta okuyacağınızdan eminim.