25 Haziran 2012 Pazartesi

Onca Yoksulluk Varken – Émile Ajar

1975 yılında yayımlanan Onca Yoksulluk Varken (La vie devant soi), aynı yıl, 1914 doğumlu Fransız yazar Romain Gary’e, Émile Ajar takma adıyla Goncourt Edebiyat Ödülü’nü kazandırır. Bu, Goncourt tarihi açısından çok istisnaî bir durumdur. Çünkü Romain Gary aynı ödülü 1956 yılında Cennetin Kökleri (Les racines du ciel) adlı başka bir romanıyla da almıştır ve söz konusu ödül bir yazara iki kez verilmemektedir. O dönemde her ne kadar Émile Ajar’ın kim olduğuna dair ciddi tartışmalar yapılmışsa da, gerçek ancak yazarın intiharının ardından (1980) gün ışığına çıkar. Yazar bıraktığı intihar notunda Émile Ajar’ın aslında kendisi olduğunu ve “yalnızca kendisi olmaktan bıktığı için” bir takma adla roman yazmaya başladığını itiraf eder. Öyle ya da böyle, Romain Gary ardında gerçek anlamda muhteşem bir roman ve roman kahramanları bırakarak bu dünyadan göçüp gitmiştir. Saygıyla anıyoruz. Gelelim romanın konusuna, sevgili Madam Rosa ve Momo’ya…. Madam Rosa fahişelerin çocuklarına bakarak geçimini sağlamaya çalışan yaşlı ve hasta bir Yahudidir. Geçmişte kendisi de fahişelik yaparak hayatını kazanmış olan bu kadıncağız Auschwitz’den kurtulmuş ve tüm hayatını o korkunç zamanların tesiri altında, kaygılarla boğuşarak geçirmiştir. Kendisine henüz üç yaşındayken bırakılmış olan on dört yaşındaki Momo ise Arap bir fahişenin çocuğudur. Ne annesi ne de babası hakkında hiçbir şey bilmemektedir. Tek bildiği fahişelik yapan annesi tarafından kendisi için Madam Rosa’ya her ay düzenli para gönderildiğidir. Başka çocuklar gelir, gider ama Momo hep Madam Rosa’nın yanındadır. Bir gün Momo için yapılan ödemeler birdenbire kesiliverir. Ve öyle bir an gelir ki, ikisinin kaderi bir olur. Bir yanda giderek daha yaşlı, hasta ve yoksul Madam Rosa, diğer yanda biricik Madam Rosa’sını kaybedecek olursa ya sokakları ya da yetimhaneyi boylayacak olan Momo. Durumunun fazlasıyla farkında, yaşına göre çok olgun, çok hassas, farklı bir çocuktur Momo. Şayet Salinger’ın Çavdar Tarlasında Çocuklar (The Catcher in the Rye) romanını okuyup Holden’ı sevdiyseniz, Momo’ya ve onun duyarlılıklarla dolu dünyasına bayılacaksınız. Yaşlı ve düşkün bir Yahudi kadınla, akıllı ve hassas bir Arap çocuğunun arasındaki sevgi bağını, aşkı anlatıyor bu roman. İnanılmaz duygu yüklü… Kara mizahla dolu, hüzünlü… Momo’nun sadece bir roman kahramanı olarak kalması ve yeryüzünde hiçbir çocuğun kimsesiz, sahipsiz ve sevgisiz kalmaması dileğiyle…
Son not: Bu güzel kitabı Vivet Kanetti’nin çevirisinden okumuş olmak da ayrı bir mutluluk kaynağı…   

14 yorum:

  1. Sitenizi yeni keşfettim ve güzel vakit geçiriyorum burada:) Emile Ajar'ın Yalan-Roman'ını okumuştum yıllar önce ve çok beğenmiştim.Sıradışı,komik ve umursamaz bir yazar olarak kaldı aklımda.Kitaptaki pek çok cümleye güldüğümü ve hayran olduğumu söylemeliyim,kahramanı da çok sevmiştim.Bu kitabını da almak istedim şimdi.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler :) Bu yazıya ilk kez bir yorum geldi. Oysa süper bir kitaptır. Yalan'ı okumadım ama çok merak ettim.

    YanıtlaSil
  3. Yalan-Roman'ın bazı cümlelerini arkadaşlarıma okudum o günlerde elimden düşermedim, açıkcası bu kitabının da dün siparişini verip sonra vazgeçtim;çünkü konusunu okuyunca beni üzeceğini düşündüm, bu günlerde beni üzecek değil bana olumlu duygular verecek, beni mutlu edecek kitaplara ihtiyacım var. Söz konusu Emile Ajar olunca da okuyunca çok etkileceğimi bildiğim için cesaret edemedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi iyice meraklandım. Öncelik versem iyi olacak Yalan'a.
      Bu arada, doğrudur, hüzünlü kitaptır Onca Yoksulluk Varken. Ama umudu da canlı tutar. İnsan sevgisini, vicdanı yüceltir.
      Don Quijote'yi okumuş muydunuz? Kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilir.

      Sil
  4. Evet okumuştum, son derece değerli,zamanının çok çok ötesinde bir roman. Yorumlardan Sarı Yazma'yı çok merak ettim, ayrıca Körlük,Kapı,Yağmur Kesiği'ni.Sarı Yazma yarın elime geçer,diğerlerinin siparişini de bugün ya da yarın veririm. Listeyi hemen tüketmek istemiyorum, yavaş yavaş okuyorum yorumlarınızı. Yalnız Zenciler Birbirine Benzemez ve Oblomov yorumlarınızı okumayı çok arzu ettim.Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim Yüzyıllık Yalnızlık benim en en sevdiklerimdendir,burada görünce çok mutlu oldum.Tabi burada görüp de mutlu olduğum çok eser var ama uzayacak bu mevzu:) Sevgilerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oblomov çok sevdiğim bir kitaptır. Aslında bu yıl Rus edebiyatından sevdiğim tüm romanları yeniden, bilmem kaçıncı defa okumaya niyetliydim ama şu ana kadar bir başlangıç yapamadım. Eğer başlayabilirsem Oblomov'a öncelik veririm. Zenciler Birbirine Benzemez'i okumadım ama hemen listeme alıyorum.
      Yüzyıllık Yalnızlık neredeyse 20 yıldır en sevdiklerim arasındadır. Kolera Günlerinde Aşk, Aşk ve Öbür Cinler ve daha bir sürü Marquez'i yeniden okuyup blogda bahsetmek istiyorum ama zaman neredeyse hiçbir şeye gerçek anlamda yetmiyor.
      Yorumlarınız için teşekkürler. Bu blog en çok sizin gibi kitap düşkünleri ile yolumu kesiştirdiği için hoşuma gidiyor.
      Sevgiler...

      Sil
  5. Uzun zaman önce okudum bu kitabı, en son beni üzeceğinden korktuğum için okamak istemediğimi söylemişim; ama halt etmişim. Harika bir roman gerçekten. Sevgiyi kelimelerle çok güzel anlatan ve hissettiren bir yazar. Bir anda hüzünlendirip ardından güldürmeyi başarması bende çokça hayranlık uyandırdı. BU hayranlıktan dolayı da yazarı çok araştırdım, hakkında bir sürü şey biliyorum; çünkü bilinmeye değer bir insan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz sayesinde ben de eskiye döndüm. Bazı okuma planları yapmışım ama maalesef hayata geçirememişim :)
      Ben de araştırdım yazarı biraz. Hikayesi hüzünlü geldi. Carlos Fuentes'le de yolunun kesişmiş olmasına - ki pek de iyi bir biçimde sayılmaz - çok şaşırmıştım. Özel bir yazar olduğu tartışılmaz... Boris Vian okudunuz mu hiç? Günlerin Köpüğü?

      Sil
  6. Carlos Fuentes hiç okumadım ama Romain Gary ile yollarının talihsiz bir şekilde kesişmesinden dolayı - bana neyse- ön yargılı yaklaşıyorum, tabii saçma bir yaklaşım:)
    Boris Vian da okumadım hiç, önerirseniz okurum çünkü zevklerimiz uyuşuyor.
    Yorumlarınızdan etkilenip okuduğum bütün romanları beğendim çünkü. Sadece buraya yazdım galiba ama bu siteden görüp de okuduğum ondan fazla roman var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açıkçası Carlos Fuentes sağlam bir yazardır. Ama bir biçimde Romain Gary gibi hisli bir insanın üzülmesine yol açmış gibi hissetmiştim ilk öğrendiğimde. Bilemiyorum... Karışık duygular içindeyim.
      Boris Vian da ayrı bir ruh. Günlerin Köpüğü en ünlü romanı. Muhteşem bir kitap. Her şey inanılmaz naif o romanda. Filmini de çektiler. Fena sayılmaz. Audrey Tautou baş rolde...
      Bu arada zevkime güvendiğiniz için de ayrıca mutlu oldum. Sevgiler :)

      Sil
  7. Carlos Fuentes'ten ilk hangi romanı okumamı tavsiye edersiniz, bir zeytin dalı uzatayım kendisine:)
    Günlerin Köpüğü'nü çok merak ettim, sipariş listeme aldım şimdi.En kısa zamanda temin edip okuyacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başlangıç olarak Artemio Cruz'un Ölümü derim. Carlos Fuentes edebiyatına ve Meksika'ya dair çok şey var o kitapta. Aynı zamanda insana dair de... Günlerin Köpüğü hem çok hüzünlü hem de çok çılgın bir kitap. Beğeneceğinizi hissediyorum.

      Sil
  8. ikisini de en kısa zamanda okuyacağım, özellikle -biraz da araştırdım- Günlerin Köpüğü'nü çok merak ettim, bol sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım siz de seversiniz. Sevgiler...

      Sil