31 Ağustos 2012 Cuma

Mansfield Parkı – Jane Austen


Erkeklerin pek bayıldığı bir argüman vardır. Bilim ve sanatta kadınlar erkeklerin hep çok gerisindeymiş, doğru dürüst bir kadın yazar bile yokmuş. Bu konuyu deşerler de deşerler. Ne yüzyıllardır düzenin nasıl da erkek egemen olduğuna, ne de kadınların en doğal haklarını bile daha on yıllar önce yeni yeni, güç bela elde etmeye başladıklarına değinirler. Neyse, çok uzatmadan, Virginia Woolf’un – bir parça elitist de olsa - meşhur “kendine ait oda, kendine ait para” ön koşulunu hatırlatıp, işte size Jane Austen diyorum… Elbette bir Dostoyevski değil… Ya da bir Camus, bir Márquez… Ama JANE AUSTEN işte…  Gelmiş geçmiş kadın yazarların en büyüklerinden, en ustalarından, en sevilenlerinden biri. Sadece kadın yazarların mı? Elbette ki hayır… Tüm yazarların en yetkinlerinden biri…  1775 İngiltere doğumlu… Sekiz çocuklu bir ailenin iki kızından biri. Bir manastırda başlayan eğitimine evde devam eder ve ailesi tarafından yazmaya teşvik edilir. Sonuç mu? Tam altı roman… Önce 1811 tarihli Sağduyu ve Duyarlık (Sense and Sensibility) gelir. Bunu, 1813’te Aşk ve Gurur (Pride and Prejudice), 1814’te Mansfield Parkı (Mansfield Park), 1815’te Emma, ölümünün ardından 1817’de Northanger Manastırı (Northanger Abbey) ve İkna (Persuasion) izler. Taşrada, dar bir çevrede yaşayan küçük toprak sahiplerinin, din adamlarının ve ailelerinin sıradan, gündelik yaşamlarını, müthiş bir mizah duygusuyla ve gerçekçi bir biçimde anlatır Jane Austen. Evlilik çağına gelmiş genç kızlar, iyi gelirli, eğitimli, bazen olgun ve tutarlı, bazen uçarı ve kararsız erkekler, rahipler, onların bazen iyi yürekli, cömert, bazen de cimri mi cimri, hesapçı karıları, kâh yufka yürekli, kâh sert ama tatlı mizaçlı babalar, orta yaşlı teyzeler, komşular, çöpçatanlar, partiler, yemekler, balolar, tabii ki aşk ve daha neler neler… Aslında Austen’ın kendi çevresidir romanlarında anlattığı. Ama müthiş bir ustalıkla ve son derece yetkin bir kurguyla… Romanları öylesine derli toplu ve anlattığı hikâyeler de son kertede öylesine sevimlidir ki, bir fincan kahve eşliğinde, soğuk bir kış gününde bir Jane Austen romanı okumak müthiş keyif verici bir faaliyettir. Fazla söze ne hacet… Gelelim Mansfield Parkı’na…  Austen’ın olgunluk dönemi romanlarından biri… Aslında yazarın en ciddi romanlarından biri olarak kabul ediliyor. Özellikle de dine ve iyi ahlâka yaptığı vurguyla… Baş kahraman bir genç kız… Fanny Price… Dar gelirli ve kalabalık bir aileden gelen Fanny, iyi bir evlilik yapmış olan teyzesi Leydi Bertram tarafından henüz küçük bir çocukken himaye edilir. Eniştesi Sir Thomas Bertram nüfuz sahibi, varlıklı bir adamdır. İyi ve dürüst bir insan olmasına rağmen, sert mizaçlı, soğuk biridir. Fanny ikisi kız, ikisi erkek kuzeniyle birlikte çok da fazla ilgi görmeden büyür. Çekingen, utangaç ama sağlam karakterli, kararlı bir genç kız olur. Bunda, eve geldiği ilk günden itibaren, kendisine içten bir yakınlık gösteren, rahip adayı kuzeni Edmund’un da payı vardır. Gençlerin yaşamı, Mansfield’a, akrabaları Grantler’in yanına misafir gelen uçarı Mary ve Henry Crawford kardeşlerin aralarına karışmasıyla altüst olur. Yakınlaşma, flört ve aşk kaçınılmazdır. Ancak olaylar öyle bir gelişir ki, neredeyse herkes yara alır. Finalde ise, kazanan doğruluk ve dürüstlük olacaktır.  

 

10 yorum:

  1. Yazıyı çok beğendim, ben de uzun zamandır Emma'yı okumak istiyorum. Ödüllü yazar ve edebiyat profesörü Dadiv Lodge'a göre Emma en okunası ilk 5 romanda ilk sırada. Austen'ın en kusursuz romanı diyor. O dönemde kadın adıyla kitap basılmıyormuş; Bronteler bile takma isim kullanırken o Jane Austen imzasıyla bastırmış kitaplarını. Önemli bir yazar gerçekten. Evet evet ben Austen'ı okuyayım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler...Açıkçası ben de sizin Her Gece Bodrum yazınızı çok beğenmiştim. Romana adını Attila İlhan'ın verdiğini bilmiyordum. Attila İlhan hayranı olarak öğrenmiş olmak hoşuma gitti.
      Bu arada, her ne kadar Emma karakterini oldukça sevimsiz bulsam da roman çok güzel. Üfff, okunacak ne kadar çok, okumak için de ne kadar az zaman var.

      Sil
    2. Jane Austen zaten kitaba başladığında ‘Hiç kimse değilse bile benim çok seveceğim bir kadın kahraman seçeceğim.’ demiş Emma için. Yani baştan sevimsiz tasarlanmış karakter :)

      Sil
  2. İşte böyle kitap tanıtımlarını çok seviyorum, emeğinize sağlık!
    İngiliz Edebiyatı öğrencisi olarak, bu romanı okumadığımı söylemeye utanıyorum, ama söz en kısa zamanda okuyacağım:)
    Jane Austen aslında biraz da iyi ahlak gibi Viktorya dönemi kurallarını birebir yansıttığı için sevilmiş, kabul görmüştür belki de.. Evet, Northanger Abbey'de genç kızların eğitimiyle ciddi bir biçimde dalga geçer, ama tıpkı Bronteler gibi dönüp dolaşıp kadınlar için tek son- evliliğe çıkar hikayeleri. Ama yine de kendi dönemlerinde bunu yapmış olmaları bile takdire şayandır, bütün romanları zevkle okunur:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğendiğinize sevindim :)Saptamalarınıza kesinlikle katılıyorum. Tam iki asır önce yayımlanmış bu romanlar. Kendi döneminin ahlak anlayışını, beklentilerini yansıtmaması kaçınılmaz. Ancak Mansfield Park'ta öyle bir yer var ki finale doğru, müthiş feminist... Zinanın kadın ve erkek açısından yarattığı sonuçlara değiniyor Austen (Dün de bugün de en çok zarar gören taraf kadın). Ve ileride bu sonuçların çok daha adil olacağını umduğunu söylüyor. Bu bile bence oldukça feminist bir temenni o dönem için.

      Sil
  3. Ben de bu kış İngiliz klasiklerini okumak istiyorum. Aslında herhalde biraz da siz etkilisiniz bu klasikler konusundaki açığımı kapatma isteğimde :) Şimdi elimde Charlotte Bronte'nin Villette adlı kitabı var. Bir de Aşk ve Gurur (Can Yayınları öyle çevirmiş) okunmayı bekliyor. *.*

    Ben Aşk ve Gurur'un filmini izledim aslında, 2005 yapımı. Karayip Korsanları'ndaki sarışın kız oynuyor. Böylece kitabı da okumaya karar verdim.

    Bu kış benim için kitap açısından yoğun ve verimli geçsin istiyorum, sizi takip etmeye de devam ediyorum tabii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Cessie,
      Blogdan da anlaşıldığı gibi ben tam bir klasik edebiyat fanatiğiyimdir. Özellikle de Rus klasiklerine bayılıyorum. Benim 2014 hedefimse Rus klasiklerine şöyle sağlam bir dönüş yapmak. Tabii Dostoyevski ile başlamak şartıyla :)
      Aşk ve Gurur (ya da Gurur ve Önyargı) çok güzeldir. Ama ben o kızı pek uygun bulmadım o role. Keira Knightley sanırım adı. Daha karizmatik bir tip olabilirdi bence.
      Beni takip ettiğin için de çok teşekkür ederim. Samimi yorumlarını gerçekten önemsiyorum.
      Selamlar,
      Seda

      Sil
    2. Ah gerçekten o kızı hiç sevmiyorum. Dediğiniz gibi çok daha karizmatik biri olmalıydı.

      Sil
    3. mini serisi var izleminizi öneririm

      Sil
    4. Izlemeyi çok isterim. Teşekkürler...

      Sil