17 Eylül 2012 Pazartesi

Odysseia - Homeros


İlyada destanının Azra Erhat tarafından kaleme alınmış önsözü “Homeros kimdir?” sorusu ile başlar. Ve şöyle devam eder: “İnsanlar yirmi beş yüzyıldır bu soruyu evirdiler, çevirdiler, araştırdılar durdular, gene de bir sonuç alamadılar. Homeros bir bilmece olarak kaldı: onu hiç bilmiyoruz, hiçbir zaman bilemeyeceğiz desek de yeri, biliyoruz, hiçbir şairi bilmediğimiz gibi biliyoruz desek de yeri.” Erhat, Yunan ilkçağında Homeros’un adının İsa’dan önce yedinci yüzyıldan beri geçtiğine, İlyada ve Odysseia’nın birçok sahnesinin de yedinci yüzyıldan beri vazo resimlerine konu olduğuna değinir. Platon’a kadar Homeros adeta bir tanrı gibi görülür. Yunan dünyasındaki tüm inançların, askerlikten hekimliğe tüm eğitimin babası olarak kabul edilir. Platon bunu kabul etmesine eder ama, Homeros’u safça, hiç sorgulamadan benimsemeye de karşı çıkar. Homeros üzerine tartışmalar Hellenistik çağda da tüm hızıyla sürer. Nerede doğduğu, kimin oğlu olduğu, adının anlamı ve hakkında daha bir sürü şey sürekli tartışılır ama bir sonuca varılamaz. Kendisinden hiç bahsetmemiştir Homeros. Hakkında neler söylenmez ki… Kör olduğu bile iddia edilir. Nerede doğduğu sorusu ise çok karmaşık tartışmalara yol açar. Azra Erhat İlyada’nın ön sözünde birçok ilkçağ kaynağına atıfta bulunarak, “Homeros’un İzmir’li olduğundan kuşku duymayalım” der.
Homeros’un kim olduğu kadar, destanlarının yazılı olup olmadığı da tartışılır. Azra Erhat, ilkçağdan kalma bir tek metnin ortaçağda çeşitli kopyaları olarak elimize geçen İlyada ve Odysseia’nın sözlü bir geleneğin ürünleri olduğunu söyler. İonya’da çok eskiden beri yazı yazılıyor olmasına rağmen… Erhat şöyle der önsözünde: “Bir tek metin dedik, evet, Homeros destanlarını biz Avrupa kitaplıklarında bulunan birçok elyazmalarından, arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan birçok papyrus’lardan tanıdığımız halde, bütün bu yazmaları birbirleriye karşılaştırdığımız zaman, görüyoruz ki, hepsi bir tek kaynağa dayanıyor, hepsi bir öz metinden geliyor.” Bilim dilinde “vulgata” dedikleri bu öz metnin Yunanistan’a getirilmesini ve oluşumunu tartışır ardından: “Bu 'getirildi' sözü önemli; kaynaklar, destanları kimin getirdiği üzerinde ayrılıyorsa da, bunların getirildikleri sözünde birleşiyor hepsi.” Kimin getirdiği konusuna gelince ise, çoğu kaynak, karmakarışık bir halde bulunan Homeros metinlerini İonya’dan Atina’ya getirtip düzenleten ve kopya ettirenin Peisistratos olduğunu söyler. Ayrıca, Peisistratos’un söz konusu metinlerde değişiklik yaptığını – çok sayıda destan metnini sadece Odysseia ve İlyada destanlarına indirme gibi -  ve hatta metinlere sansür uyguladığını – Akhaların tarafını tutarak, onları kötüleyen kimi kısımların metin dışı bırakılması gibi – iddia eder.  

Azra Erhat ise, bu iddiaları çok inanılır bulmadığını, destanları Yunanistan’a kim getirmiş olursa olsun, Atina’da kopya ettirilmiş ve düzenleme esnasında ancak ufak tefek değişiklikler yapılmış olduğu tezini savunur. Homeros’un sözlü geleneği sürdüren büyük bir ozan olduğunu ve destanlarının gerçek dünyayı anlattığını söyleyerek, önsözünü şu sözlerle tamamlar: “Homeros problemi, bilimin yersizce şişirdiği bir çıkmazdır. Homeros’u anlamak için 40.000 cilt kitap okumamalı, tersine yalnız İlyada ile Odysseia’yı okumalı, tadına vara vara…”
Homeros’a dair kısa bir giriş yaptıktan sonra gelelim destanımıza… Odysseia’nun önsözünde şöyle bir giriş yapar Azra Erhat: “İlyada bir olayın, Odysseia bir kişinin destanıdır. Çağdaş okuyucu destan da demez Odysseia’ya, onu daha çok bir romana, bir filme benzetir. Gerçekten de konusuyla romanı, kuruluşuyla filmi andırır Odysseia.” Odysseia destanında anlatılan İthake Kralı Odysseus’un destanıdır. Diğer Akha yiğitleriyle birlikte Troya Savaşı’na katılmış, 10 yıl boyunca savaşmış, savaştan sağ çıkmış ancak bir türlü vatanına dönmeyi başaramamıştır. Geride karısı Penelopeia ve oğlunu bırakmıştır. Yirmi yıldır uzaklarda olan Odysseus’un evi, kendisini öldü sanan ve Penelopeia’ya talip olan bir sürü arsız İthake soylusuyla dolup taşmaktadır. Odysseus’un sarayına yerleşmiş, her gün  şölen yaparak, Penelopeia’nın içlerinden birine evet diyeceği günü beklemektedirler. Onca yıl boyunca kocasından hiçbir haber alamamış ve umutsuzluk içinde onun dönüşünü bekleyen Penelopeia üzüntü içinde taliplerini oyalamaktadır. Delikanlılık çağına gelen Odysseus’un oğlu Telemakhos ise, babasının malını sömüren taliplerden kurtulmanın yollarını aramaktadır.

Destan, tanrıların toplantısıyla başlar. Aralarında Odysseus’un on yıldır süren tutsaklığını tartışmaktadırlar. Deniz Tanrısı Poseidon, oğlu tek gözlü dev Polyphemos’u kör ettiği için Odysseus’a büyük bir kin duymaktadır. Ancak ne öldürmekte, ne de yurduna dönmesine izin vermektedir. Athene ise yurt özlemiyle yanıp tutuşan Odysseus’a yardım etmek niyetindedir. Çıkan karar Odysseus’un lehine olur. Athene, Telemakhos’un yanına giderek onu cesaretlendirir ve gözünü açar. Telemakhos taliplere gözdağı vererek, babasını bulmak üzere gizlice yola çıkar ve Menelaos’un yanına varır. Bu arada Athene de Odysseus’u tutsak almış olan tanrıça Kalypso’ya tanrıların kararını iletir. Odysseus’u ölümsüz kılmak ve kendisine eş yapmak niyetinde olan Kalypso, istemese de Odysseus’a yardım eder. Birlikte bir sal yaparlar ve Odysseus yola çıkar. Denizde defalarca ölümle burun buruna gelir; sonunda karaya çıkmayı başarır. Vardığı ülke barışsever Phaiaklar’ın ülkesidir. Odysseus onca yıldır başından geçenleri, Kikonlar, Lotosyiyenler, Tepegözler, Ölüler ülkesi Hades, Seirenler ve diğer tehlikeleri Kral Alkinoos’a anlatır. Kral Alkinoos bunca acı çekmiş ve yurduna kavuşmak için yanıp tutuşan Odysseus’a yardım etmek için ne gerekiyorsa yapacağını söyler. Bir gemi hazırlanır ve Odysseus İthake’ye doğru yola çıkar. Bu arada, oğlu Telemakhos, taliplerin kendisini öldürmek üzere kurdukları tuzağı atlatarak baba ocağına dönmüştür. Odysseus gizlice İthake’ye varır ve Athene’nin yardımıyla yaşlı bir dilenci kılığına girer. Bir yolunu bularak oğluyla buluşur, kimliğini açıklar ve birlikte taliplerden kurtulmak için plan yaparlar. Nihayetinde, tüm talipler Odysseus tarafından birer birer öldürülürler. Odysseus ile sadık ve güzel karısı Penelopeia birbirlerine kavuşurlar. Destan da mutlu bir biçimde sona erer.
Azra Erhat ve A. Kadir tarafından Eski Yunanca’dan dilimize binbir emekle çevrilen İlyada ve Odysseia destanlarını okumamak büyük kayıp olur. Azra Erhat’ın kaleme aldığı önsözler de ayrı birer güzellik… Çok sevimli bir üslupla bir sürü ilginç bilgi ve analize yer vermiş. Odysseus’un karakterini analiz ettiği bölüme bayıldım. Destan boyunca sürekli tanrısal, kurnaz, cin fikirli gibi sıfatlarla anılan Odysseus’un o müthiş zekâsını, doğayla mücadelede, doğanın karşısına çıkardığı zorlukları yenmek için çareler üretmede nasıl da başarıyla kullandığını anlatıyor. Muhteşem bir karakter Odysseus… Troya savaşından sağ çıkan tüm arkadaşları on yıllık tutsaklık döneminde bir bir yaşamlarını yitirirken, Odysseus zekâsı sayesinde her türlü badireyi atlatıyor. Burada tanrıların rolüne de değinmeden olmaz. Toplantıdan çıkan karar ve Athene’nin neredeyse her aşamada verdiği destek de göz ardı edilmemeli. Ama şu da bir gerçek ki, bu destek hak edene veriliyor. Sadâkat simgesi Penelopeia ile en az kendisi kadar cesur oğlu Telemakhos da Odysseus’a lâyık birer eş ve evlat… Odysseus’un Ölüler ülkesinde karşılaştığı hüzünlü Agamemnon’un nasıl öldüğü ve ölümünde karısının ihanetinin oynadığı rol, Odysseus’un başarısında Penelopeia’nın nasıl bir öneme sahip olduğunu açıkça gösteriyor okuyucuya…
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder