30 Ekim 2012 Salı

Zamanımızın Bir Kahramanı – Mihail Lermontov



Rus edebiyatı düşkünleri bilir. Lermontov’un adı illâki Puşkin’in adıyla beraber anılır. Puşkin 1837’de bir düello sonucu öldüğünde, Lermontov henüz 23 yaşında gencecik bir şairdir. Herkes onu Puşkin’in ardılı olarak görmektedir. Büyük şairin ölümünden öylesine etkilenmiştir ki, meşhur “Şairin Ölümü” adlı ağıtını kaleme kalır. Puşkin’in bir komploya, bir cinayete kurban gittiğini söyleyerek, yönetimi suçlar. Yönetim de boş durmaz tabii! Şair doğruca Kafkasya’ya sürülür. Ne acı bir tesadüftür ki, Puşkin’in ölümünden dört yıl sonra kendisi de bir düello sonucu 27 yaşında yaşama veda eder. Kısacık ömrüne rağmen, geride bir dolu şiir, piyes, öykü bırakır. Zamanımızın Bir Kahramanı (Geroy naşevo vremeni) Lermontov’un tek romanıdır. Peçorin adındaki bir adamın hikâyesini anlatır. Puşkin’in meşhur Yevgeni Onegin’ini anımsatan bir tiptir bu. Lermontov şu sözlerle bahseder Peçorin’den: “Beyler, Zamanımızın Bir Kahramanı gerçekten bir portredir, ama bir tek kişinin portresi değildir; kuşağımızın gittikçe artan kötülüklerinden yaratılmış bir portredir. Bana bir insanın bu kadar kötü olamayacağını söyleyeceksiniz yine; ben de diyeceğim ki, madem bir sürü trajik ve romantik haydutun varlığına inandınız, neden Peçorin gerçeğine inanmıyorsunuz? Çok daha korkutucu, çok daha çirkin öykü kahramanlarını beğendiniz, yine bir öykü kahramanı olan bu kişiyi neden benimsemiyorsunuz? Yoksa bu kişideki gerçek payı sizin istediğinizden daha mı fazla?” Kimdir bu Peçorin? Genç ve yakışıklı bir subay… Servet sahibi, kibirli, alaycı ve tıpkı Onegin gibi ilk gençlik yıllarında çok hızlı bir hayat sürüp, erkenden her şeyden soğumuş bir genç adam. Tüm duyguları masumiyetini yitirmiş, kötücül bir hal almış. Durumunun fazlasıyla farkında ancak yaptıklarından asla pişman olmayanlardan. “Neden yaşamışım sanki, ne amaçla dünyaya geldim?.. Yine de o amaç var olsa gerek. Kaderim mutlaka yüksek bir amaca yönelmişti, çünkü ruhumda sonsuz bir güç hissediyorum. Ama o kaderin ne olduğunu kestiremedim, boş, nankör tutkuların çekiciliğine kapıldım; onların ocağından demir gibi sert ve soğuk çıktım ama soylu duyguların ateşini de bir daha gelmemecesine yitirdim – hayatın en güzel tomurcuklarını. O zamandan bu yana, kaç kere, kaderin elinde bir balta görevini yaptım! Cellat baltası gibi, çoğu kez kötü bir niyet gütmeden ama hiçbir zaman da pişmanlık duymadan mahkûmun başına indim.” Acımasızca arkadaşlarına, aşklarına ihanet eder Peçorin. Kalpler kırar. Sırf oyun olsun diye ya da kibrinden… Lermontov Peçorin’in şahsında müthiş bir “kötü adam” portresi çiziyor. Onegin’den de acımasız bir kötü adam… Roman boyunca iyiyle kötünün çatışmasına tanıklık ediyor okuyucu. İnsan, elinde iyi olana yönelme imkânı dururken, neden kötü olana yönelir? Neden başkalarının mutsuzluğunu ister? Genç yaşta nasıl bu kadar hissizleşebilir? Çok zor ve cevabı karmaşık sorular bunlar… Oktay Akbal’ın dediği gibi, insan gerçekten bir orman…

 

4 yorum:

  1. Oldukça eski,Varlık Yayınları basımını okumuştum,geçen yıl.

    YanıtlaSil
  2. Ben Can Yayınları'ndan okudum ama ne yazık ki imla hatalarıyla doluydu. Çok şaşırdım. Can Yayınları bu konularda çok titizdir genelde.

    YanıtlaSil
  3. Ben Cem Yayınevi'nden okumuştum. Şimdi geriye dönüp bakınca kitap hakkında hiçbir şey hatırlamadığımı görüyorum. Oysa çok etkilendiğim kitaplardandı. Demek ki yeniden okumak gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazen olur. Yeniden okumak için bir neden işte :) Söz konusu olan 19. yy Rus edebiyatıysa yeniden yeniden yeniden... okuyabilir insan.

      Sil