4 Aralık 2012 Salı

Uğultulu Tepeler – Emily Brontë


İnsan ne kadar çok kitap okursa okusun, bazı kitaplara hep biraz geç kalıyor. İşte onlardan biri: Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights)… Yıllardır kafamdaki o uzun listede bir yerlerdeydi ama kısmet bugüneymiş. Bir solukta, müthiş bir merak ve ilgiyle okudum. Çok beğendim. Çok etkilendim. Konusundan, karakterlerinden, anlatımından, yazarından… Emily Brontë bir harika. Her biri edebiyat dünyasına birer başyapıt bırakıp bu dünyadan göçüp giden meşhur Brontë kardeşlerin ortancası… 1818’de doğmuş ve henüz 30 yaşındayken veremden ölmüş. Geride Uğultulu Tepeler gibi bir şaheser bırakarak… Tuhaf, gotik bir atmosferi var kitabın. Kimilerine göre, yazılmış en güzel aşk romanı. 18. yüzyılın sonunda İngiltere’nin kuzeyinde geçiyor hikâye… Uğultulu Tepeler olarak anılan bir çiftlik evinde kendi halinde yaşayan iki çocuklu Earnshaw ailesiyle onlara komşu çiftlik evi Thrushcross’da yaşayan mazbut Linton’ların hikâyesi… Tabii bu hikâyenin merkezinde her iki aileye de mensup olmayan ancak her iki ailenin kaderini de derinden etkileyecek olan Heathcliff var. Mr. Earnshaw tarafından Liverpool sokaklarında açlıktan ölmek üzereyken bulunan ve Uğultulu Tepeler’e getirilen, kim olduğu, nereden geldiği bilinmeyen Heathcliff. Roman hem bir intikam öyküsünü, hem de bir aşk öyküsünü içinde barındırıyor… Bir yanda, Heathcliff’in kendince nedenlerden ötürü her iki aileden de öç alma tutkusu… Diğer yandaysa, Heathcliff’le Earnshaw’ların kızı Catherine arasındaki o tuhaf, ürkütücü aşk… Sanki iki kötücül, bu dünyaya ait olmayan ruhun yeryüzünde birbirini bulması ve ikiyken bire dönüşmesi gibi… Ancak büyük aşklarına rağmen, gerçek anlamda kavuşmaları mümkün olmayınca, sanki bütün huzursuzluk ve gerilimleri diğer tüm karakterlerin yaşamını cehenneme çeviriyor. Catherine, Heathcliff yerine Edgar Linton’ı kendine eş olarak seçince, mutsuzluklar başlıyor. Heathcliff’in huzursuz ruhu ne kendisine ne de çevresine rahat veriyor.
Roman, içinde o kadar çok zıtlık barındırıyor ki… Hiç şüphesiz en büyük zıtlık ve çatışma iyi ile kötü arasında… Romanın her yerinde kötülük kol geziyor. Kin, nefret, intikam çevresinde gelişiyor öykü. Heathcliff sanki mutlak kötülüğü simgeliyor. Roman boyunca sık sık iblis, vampir, hortlak gibi sözcüklerle karakterin karanlık yanına, sanki bu dünyadan değil de, karanlık bir aleme aitmişçesine vurgu yapılıyor. Geçmişinin bilinmiyor olması, kapkara, sert sert bakan gözleri, esmer teni, acımasızlığı sıkça dillendiriliyor. Keza Catherine, abisi Hindley ve hatta uşak Joseph insan doğasının karanlık yanını simgeliyorlar roman boyunca. Diğer yandan Linton’lar, tüm kötü koşullarına rağmen Hareton ve hiç şüphesiz romanın başkarakterlerinden Ellen insan doğasının aydınlık yanını sembolize ediyorlar.    
Romandaki bir diğer önemli zıtlık da iki çiftlik evi arasında… Uğultulu Tepeler ne kadar karanlık, huzursuz, tuhaf ve ürkütücü ise, Thrushcross o kadar aydınlık, sakin, düzenli ve bakımlı. Tıpkı sahipleri ve içlerinde yaşayanlar gibi… Esmer, koyu renk gözlü ve saçlı Heathcliff ile onun karanlık dünyasına karşı, Linton’ların, özellikle de rakibi Edgar Linton’un açık teni, mavi gözleri, sabrı, iyi huylu, yumuşak tabiatı… Romanın finali oldukça etkileyici. Emily Brontë ölmeden bir yıl önce 1847’de yayımlamış romanını. Belli ki yirmili yaşlarında yazmış. İnsan bunu bilince, romanın yetkinliği, karakterlerin derinliği karşısında şaşırmadan edemiyor. Otuzunda ölmüş gencecik bir insan, insan doğasına ve aşkın karanlık yüzüne dair bu kadar çok şey bilsin ve bunu kağıda bu kadar yetkin bir biçimde dökebilsin… Düşündükçe hayranlığım artıyor.

2 yorum:

  1. Yazının yarısından sonrasını okuyamadım "spoiler" olmasın diye. Ben Bronte kardeşlerden hiç kitap okumadığımı fark ettim üstüne de library collection setini görünce bayıldım. O seti alıp okuyacağım, o zaman dönüp bu yazıya da tekrar bakacağım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O set Penguin Classics'inki galiba. Az önce inceledim ve bayıldım. Bir kısmını iyi biliyorum. Bir kısmını ise okumak için can atıyorum. Thomas Hardy mesela. Hiç okumadım. Çok merak ediyorum.

      Sil