25 Aralık 2012 Salı

Yolda - Jack Kerouac


Bir kitap düşünün ki, kitabın en az kendisi kadar nasıl yazıldığı, ilham kaynağı, temsil ettiği kuşak ve  yayımlandıktan sonra yarattığı etki efsanevi olsun. İşte o kitap: Yolda (On the Road)… 1922 yılında doğan ve 1969’da aşırı alkol kullanımının yol açtığı bir iç kanamadan ölen Jack Kerouac’ın en meşhur romanı. Sanmayın ki sıradan bir yol hikâyesi… Hayır, bin kere hayır… Yazarının ifadesiyle, aynı zamanda içsel, mistik bir yolculuk… Bir çığır açan… Meşhur Beat kuşağının (Beat Generation) tüm o farklı, hayli özgün entelektüel/edebî faaliyetlerinin en havalı dışavurumu… Bence bir o kadar da hüzünlü… Çünkü “Buyrun” diyor, “O meşhur Amerikan rüyasına bir de bu yoldan, bu pencereden bakın. Gerçekten bir rüyamıymış kendi gözünüzle görün.”
Şüphesiz, hayatım boyunca okuduğum en etkileyici kitaplardan biri Yolda. Jack Kerouac tam yedi yıl boyunca Amerika’yı doğudan batıya, batıdan doğuya defalarca katetmiş. Otostopla, kiralık araçlarla, çoğu zaman beş parasız… Ve o yedi yıllık serüvenden kendisine ne kaldıysa tam üç haftada kaleme almış. Dur durak bilmeden, çılgınca bir tempoda… Kitapla ilgili bir diğer ilginç nokta da bu zaten. Kerouac çalışması kesintiye uğramasın diye, kağıtları birleştirerek elde ettiği bir ruloya daktilo etmiş tüm romanını. Satır aralığı, paragraf, noktalama işareti falan olmadan… Romanın orijinal, yani yayınevlerinin sansürüne uğramadan önceki hali olan bu rulo en az romanın kendisi kadar meşhur. Bildiğim kadarıyla, bugün çeşitli müzelerde sergilenmekte bu rulo. Romanı yazdığı günlerde halen evli olduğu eşi Joan Haverty, anılarında, Kerouac’ın o üç haftayı bezelye çorbası ve kahve içerek, ayık kalabilmek için de devamlı uyarıcı madde alarak geçirdiğinden söz etmekte. Kerouac o kadar çok terlemektedir ki, gün boyu defalarca tişört değiştirmekte, terli tişörtlerini de kurumaları için odaya gerdiği bir ipe asmaktadır.

 
Roman 1951 yılında yazılır. Ancak yayımlanabilmesi için tam altı yıl geçmesi gerekir. 1957’de Viking Yayınevi tarafından yayımlandığında Kerouac otuz beş yaşındadır artık ve kariyerinin ilk yarısını kendi üslûbunu oturtma çabaları ve Yolda romanı için yaptığı çalışmalarla çoktan geride bırakmıştır. Viking bir dolu değişiklikle kabul eder romanı yayımlamayı. Bir kez basıldığında ise, sansürlenmiş olmasına rağmen büyük olay olur. Jack Kerouac bir gecede ünlenmiştir. Herkes Yolda’dan bahsetmektedir. Gazetecilerin yeni gözdesidir Kerouac. Ancak kim olduğu, kitabı üzerinde ne kadar süre çalıştığı ve yazar olmak için harcadığı onca çabayla ilgilenmez hiçbir gazeteci. Onları tek ilgilendiren “beat” kavramıdır. Tam olarak ne ifade ettiğini sorarlar ısrarla. Kerouac başlangıçta kibar ve sabırlı olmaya çalışır. Tüm bu sorulara standart bir yanıtı vardır. Kelimeyi ilk kez yıllar önce Herbert Huncke adlı birinden duyduğunu ve bir çeşit tükeniş halini ifade ettiğini söyler. Terimin dini bir boyutu olduğundan da bahseder Kerouac. Ama işin bu kısmı hiçbir gazetecinin ilgisini çekmez. Yeni bir hareket doğmaktadır onlar için. Kerouac kendisini istediği kadar “tuhaf, yalnız, çılgın bir Katolik mistik” olarak tanımlasın ve beat olmadığını söylesin, gazeteciler ikna olmaz. Bunun politik bir boyutu olup olmadığı bile tartışılır. Kapitalist çark da romanın rüzgârından en açgözlü biçimde yararlanır. Roman sayesinde binlerce genç yollara dökülmüş, Levi’s kot ve espresso makinesi satışlarında patlama olmuştur. Bu arada yazarın romanı yazış şekline dair acımasız eleştiriler de gelir. Hem de ne acıdır ki, edebiyat çevrelerinden gelir bu eleştiriler. Truman Capote, Kerouac’ın romanı üç haftada yazmış olmasına atfen, “Bu yazmak değil, daktilo etmek” der. Kerouac giderek bunalmaktadır. Kitabını ilk yazdığı biçimde bastıramamış olmasının yarattığı hoşnutsuzluğa, bir de anlaşılamamak eklenmiştir.  

  
Oysa hiç de kolay geçmemiştir yıllar Kerouac için. Fransız kökenli Kanada göçmeni ailesinin yeni ülkelerinde verdiği mücadele, yoksulluk, yazar olma hayalleri, yıllar süren kendi dilini, tarzını yaratma uğraşları… Kimse ilgilenmez tüm bunlarla. İngilizce anadili bile değildir yazarın. Altı yaşında okula başlayınca öğrenir İngilizce’yi akıcı biçimde konuşmayı… On birine geldiğinde çoktan yazmaya başlamıştır. Yazar olmaktır en büyük hayali. Lowell Lisesi’ni bitirdikten sonra yıldız atlet olarak Columbia Üniversite’sinde futbol bursu kazanır. Ancak antrenörle yaşadığı bir kavga okuldan atılmasına yol açar. On dokuz yaşında, kendi ifadesiyle “bağımsızdır” artık. Jack London’ı ve Thomas Wolfe’u örnek alır kendisine. Bir maceracı, yalnız bir gezgin olmaya karar verir. Ancak Columbia ile ilişkisi bir biçimde sürer. 1944 yılında, Allen Ginsberg, Willliam Burroughs, Lucien Carr gibi daha sonra Beat kuşağının çekirdeğini oluşturacak isimlerin de aralarında bulunduğu bir grup gençle yolu kesişir. Adeta ikili bir yaşam sürmeye başlar Kerouac. Biri Columbia kampüsünde, isyankar, çılgın Columbia grubuyla, her türlü maddeyi kullanarak sınırlarda, diğeri ise işçi sınıfına mensup mazbut ailesiyle evde… Bu arada, 1946 yılı Kerouac’ın yaşamı ve kariyeri açısından oldukça önemli bir yıl olur. The Town and the City adını verdiği otobiyografik bir roman yazmaya başlar. Bu roman 1948 yılında yayımlanır ancak beklenen ilgiyi görmez. 1946 yılının bir diğer olayı ise Kerouac’ın Neal Cassady ile tanışması olur.

 
Neal Cassady olmasaydı muhtemelen Yolda da olmazdı. Çünkü Yolda her şeyden ve herkesten önce Neal Cassady’nin romanıdır. Kerouac, şarapçı babası tarafından neredeyse sokaklarda, yollarda büyütülen, on sekiz yaşına gelene kadar defalarca ıslah evine girip çıkan Neal Cassady’den ve onun yaşama biçiminden o kadar etkilenir ki, onu romanının başkahramanı yapar. Tabii Dean Moriarty olarak… Kendisi de anlatıcı olarak, Sal Paradise adıyla romanda boy gösterir. Tıpkı Columbia çetesinin diğer elemanlarının da farklı adlarla romanda yer aldıkları gibi… Müthiş bir zekâsı ve tuhaf, çılgın bir kişiliği vardır Neal Cassady’nin. Ve de ne yazık ki işlenme şansı bulamayan bir entelektüel kapasitesi… Arkadaşlarına yazdığı ve bugün artık yayımlanmış olan mektuplar (ve şiirler) edebiyat konusunda da oldukça yetenekli olduğunu göstermekte. İyi ki Kerouac’la Cassady’nin yolu bir biçimde kesişmiş de bu güzel kitap ortaya çıkmış. Kim ne derse desin, bu kitap tüm o otostoplardan, partilerden, yol maceralarından, alkolden ve seksten daha fazla şey söylüyor.
Kitaptan geriye bir sürü ayrıntı kaldı bana. Ama en çok şu iki alıntıyı hatırlarım herhalde:
“ You spend a whole life of non-interference with the wishes of others, including politicians and the rich, and nobody bothers you and you cut along and make it your own way… What’s your road, man? – holyboy road, madman road, rainbow road, guppy road, any road. It’s an anywhere road for anybody anyhow. Where body how?” (Bu satırların akla zarar bir ruhu ve müziği yok mu sizce de? Yaşam biçimi bir seçimdir. Bu adamlar da kendi seçtikleri yoldan gitmişler. Yine de Neal Cassady’nin zorluklarla geçen çocukluğunu düşününce, bazı seçimler mecburiyetten doğar gibi geliyor bana.)
“ …the only people that interest me are the mad ones, the ones who are mad to live, mad to talk, desirous of everything at the same time, the ones that never yearn or say a commonplace thing… but burn, burn, burn like roman candles across the night.” (Bu satırlar Kerouac’ın Cassady’den neden o kadar çok etkilendiğinin en açık kanıtı bence. Bazıları o kadar farklı doğarlar ki, koşullar ne olursa olsun birileri onları fark eder ve peşlerinden gider.)
Acaba Kerouac’la Cassady’nin yolu öbür dünyada da kesişmiş midir?

7 yorum:

  1. Çok güzel bir post olmuş, ellerinize sağlık.
    Kerouac'ın Yolda kitabı hep merak ettiğim ama sırasını bekleyen kitaplardan biri, kitabın oluşumunun orjinalde bir ruluya sarılı olduğunu duymuş çok etkilenmiştim şimdi yazarın ve bir aktivist'in hayatı ile ilgili daha çok bilgim var, teşekkürler...

    YanıtlaSil
  2. Bu arada yorum kısmındaki kelime doğrulamayı kaldırısanız daha iyi olur:)Sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Beğendiğinize sevindim :) Neredeyse kendilerini tüketircesine yaşamışlar. Ben de en kısa zamanda Kerouac biyografisi okumayı çok isterim.

    Yorum kısmındaki o şeyi farketmedim. Bir bakayım hemen...Sevgiler...

    YanıtlaSil
  4. hipopotamlar tanklarında haşlandılar'dan sonra benim eğitimim'i okuyayım demiştim, sonra da yolda'yı. Batı kültüründe önemli bir kavşak hala da tüketilen pop bir unsur çoğu kez, bence...

    YanıtlaSil
  5. Pop ama keşke her pop roman bu kalitede olsa. Çok etkilemişti beni nedense.

    YanıtlaSil
  6. Bir kuşağın sözcüsü sayılabilecek bir isimden,ihmal edilemiyecek bir yapıt.Ağızınıza sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginç bir döneme ve insanlara dair, ilginç bir kitap Yolda...

      Sil