6 Temmuz 2013 Cumartesi

Cam Sınır – Carlos Fuentes


Carlos Fuentes’ten müthiş bir öykü kitabı daha… Cam Sınır (La frontera de cristal) 1995 yılında yayımlanmış. Dokuz öykü var kitapta. Daha önce bahsetmiş olduğum Yanık Sular’da olduğu gibi, bu öyküler de hem birbirinden bağımsız, hem de birbiriyle bir biçimde ilintili… Nasıl mı? Öncelikle hepsi Meksika gerçeğini yansıtıyor. Yoksulluk, işsizlik, yozlaşma kol geziyor hepsinde. Daha da önemlisi, bu öykülerin hepsinde Amerika Birleşik Devletleri var tıpkı ürkütücü ve sevimsiz bir hayalet gibi. Yoksul Meksika’nın varsıl ve acımasız komşusu, “gringo”ların ülkesi… Bu kez bir “rüyayı” değil, acı bir kâbusu temsil etmekte… Biri zengin, diğeri yoksul iki komşu ülkenin aynı sınırı paylaşması ve kaçınılmaz göç gerçeği… Fuentes, “Bir sürü farklı milletten, dilden, dinden insanın eşit bir biçimde, kardeş kardeş yaşayıp gittiği bir yer değil ABD, artık görün” diye bas bas bağırıyor bu kitapta. Mutfağından, görgüsüne, giyim kuşamından, o meşhur püriten ahlâk anlayışına neredeyse tüm ABD, Fuentes’in gerçekçi ve müstehzi dilinden nasibini alıyor. “İşte, ‘kral çıplak’ diyen harika bir yazar daha” diyorsunuz bu öyküleri okurken.  
İlk öyküde Don Leonardo Barroso’yu tanıtıyor bize. Bir eli siyasette, bir eli ticarette büyük bir para babası… Bir çeşit Artemio Cruz… Fuentes onların hikâyesini anlatmayı sever. Çünkü onlarsız Meksika gerçeğini anlamak mümkün değil. Don Leonardo yalnız ilk öyküde değil, neredeyse tüm kitap boyunca ortalarda. Yozlaşmayı temsil ediyor. Kendi yurttaşları pahasına zengin olmayı, vicdansızlığı ve sömürüyü temsil ediyor. Gringo’larla işbirliğini temsil ediyor tabii ki. Öykülerin neredeyse tamamı göçe dair… Hayatta kalabilmek için Meksika’dan ABD’ye çoğu zaman kaçak yollardan geçmek zorunda kalan kadınların ve erkeklerin hikâyesini anlatıyor Fuentes. Yani, sömürünün, aşağılanmanın, dışlanmanın ve hatta ırkçılığın hikâyesini anlatıyor.
Öykülerin hepsi çok güzel ama özellikle birkaçı beni çok etkiledi. Biri, Don Leonardo’nun kardeşinin öyküsü… Adı Unutma Çizgisi… Don Leonardo’nun aksine, sola inanan, hayatı boyunca onuru için yaşamış yaşlı ve felçli bir adamı anlatıyor Fuentes. Onurunu her şeyin üstünde tuttuğu ve bu yüzden yoksul kaldığı için çocukları tarafından sürekli suçlanmış ve bir gece tekerlekli sandalyesinde, altı bezlenmiş olarak sınıra bırakılıp, kaderine terk edilmiş bir adamın hüzünlü öyküsü bu. Kız Arkadaşlar adlı bir başka hikâyede ise, yaşlı, huysuz ve sonsuz ırkçı bir Amerikalı kadın ile hizmetçisi Meksikalı kadının öyküsüne tanıklık ediyoruz. Haksız yere cinayetle suçlanıp hapse atılan kocasının masraflarını karşılamak için zengin ve aksi bir ihtiyarın tüm kaprislerine aklıyla ve gururuyla karşı koyan bu Meksikalı kadına hayran oluyorsunuz. Öykünün sonunda öyle bir sahne var ki gözleriniz doluyor. Daha ne diyeyim, bu öyküler bir harika. Yazın da Fuentes okunur muymuş demeyin. Öyle bir okunuyor ki… Benden söylemesi…
 

4 yorum:

  1. Henüz İsabel Allende dışında Latin Amerika edebiyatı ile tanışmadım. Umarım ileriki günlerde listeme alabilirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bayılırım Latin Amerika edebiyatına. Marquez, Mario Vargas Llosa, Carlos Fuentes, Cortazar... Kimi hayatta değil artık, kimi de oldukça yaşlı. Büyük ustalar devri kapanıyor galiba :(

      Sil
  2. Kitabı şimdi bitirdim ve yazınızı tekrar okudum. Çok güzel yazmışsınız, elinize sağlık. Bana yazacak bir şey kalmamış. :) Kitabın sonu da gerçekten dediğiniz kadar var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğendiğinize sevindim :) Seviyorum Carlos Fuentes'i. Bu arada, yine zevkle okunacak bir değerlendirme yazacağınızdan eminim. Merakla bekliyorum.

      Sil