30 Temmuz 2013 Salı

Dörtlü – Jean Rhys


Geniş Geniş Bir Deniz’den sonra arayı soğutmadan ikinci Jean Rhys kitabımı da okumuş bulunuyorum. Yazar, Dörtlü’yü (Quartet) 1928’de yayımlamış. Tıpkı Geniş Geniş Bir Deniz’de olduğu gibi bu da bir kadın hikâyesi… Bu defa başkahraman Marya adında bir İngiliz… Mekân Paris, hatta Montmartre… Zaman 20. yüzyıl başı… Colette ya da Anaïs Nin okurlarının çok iyi bildiği bir zaman ve mekân hiç şüphesiz… Marya kendisi gibi göçmen olan tuhaf bir adamla evli. Stephan adında, çalıntı sanat eserleri alıp satan bir Polonyalı… Kadın adamın ne iş yaptığını bilmiyor. Daha doğrusu bilmemeyi seçiyor. Öylesine yalnız, kimsesiz ve korunmasız ki, Stephan’ın kendisine sunduğu sevecenliği ve güveni kaybetmeye hiç niyeti yok. Birlikte gayet güzel yaşayıp gidiyorlar. Ta ki adam yakayı ele verip hapse düşene kadar. Asıl hikâye de zaten bu noktada başlıyor. Marya bir kez daha Paris’in göbeğinde yalnız ve beş parasız kalıyor. Fesat ve fırsatçı insanlar için kolay bir lokma yani… Nitekim, kısa süre içinde kendisini bir oyunun içinde buluyor. Paris’te bohem bir hayat yaşayan, tuzu kuru bir İngiliz çiftin oyuncağına dönüşüyor. Kitapta sık sık tekrarlandığı üzere, suçu “fazla erdemli olmak”…
İçinde bulunduğu koşullar Marya’yı sonsuz mutsuz ediyor etmesine ama, bunları değiştirmek için de neredeyse hiçbir şey yapmıyor. İnsanı yer yer öfkelendiren bir atalet içinde. Daimî bir güven ve sevgi arayışı içinde hayat kendisini nereye savurursa oraya gidiyor. Sonsuz kırılgan, sonsuz duyarlı ve kurnazlıktan fersah fersah uzak… Varoluş sancıları içinde kıvranıp duruyor. Jean Rhys’ın tüm baş kadın karakterleri böyle mi acaba? Yalnız aklımı kurcalayan biri daha var bu romanda. Romanın diğer kadın karakteri… Kocasının Marya ile olan ilişkisine göz yummak hatta yataklık etmek zorunda kalıyor bir bakıma. Jean Rhys onu alabildiğine sevimsiz biri olarak resmetmiş. Hem fizikî hem de karakter özellikleriyle… Ama yine de bu kadın hakkında çok fazla şey bilmiyoruz. Gerçekte neler hissediyor emin olamıyoruz. Tıpkı Jane Eyre’deki “deli kadın” gibi… Bu defa da Jean Rhys bir kadına haksızlık etmiş olmasın sakın? Belki günün birinde bir başka kadın yazar – ama ille bir kadın olmalı -  çıkıp o kadının romanını yazar J Jean Rhys okumaya başladım başlayalı hiçbir yazara ve hiçbir roman karakterine güvenemez oldum. Bu iyi mi kötü mü emin olamıyorum J
 

2 yorum: