18 Temmuz 2013 Perşembe

Geniş, Geniş Bir Deniz – Jean Rhys


Geniş, Geniş Bir Deniz (Wide Sargasso Sea), 1894 doğumlu İngiliz yazar Jean Rhys’ın son kitabı… En önemli eseri olarak kabul ediliyor. Jean Rhys Dominika’da doğmuş bir Creole (Batı Hint Adaları’nda doğup büyüyen beyaz tenlilere verilen ad)… Bu nokta önemli çünkü yazar Geniş, Geniş Bir Deniz’de Antoinette adlı bir Creole’nin hikâyesini anlatıyor. Jane Eyre’i okumuş olanlar bilir. Romanda, Jane Eyre’in mürebbiye olarak çalıştığı malikânenin üçüncü katında kilit altında tutulan bir “deli kadın” vardır. Evin efendisi Rochester’ın karısı Bertha… Onu Rochester’ın, daha doğrusu Charlotte Brontë’nin gözünden tanırız. Kötücüldür. Vahşi ve tehlikelidir. Daha da önemlisi, romanda Jane Eyre ile Rochester aşkının ve mutluluğunun önündeki yegâne engeldir.
Jean Rhys, tıpkı kendisi gibi bir Creole olan bu gizemli “deli kadına” haksızlık edildiğini düşünmüş olacak ki, hakkında bir roman yazmış ve onu tek boyutlu olmaktan kurtarmış. İyi ki de yazmış. Çünkü Geniş, Geniş Bir Deniz son zamanlarda okuduğum en incelikli, en şaşırtıcı ve en vurucu romanlardan biri. Pınar Kür tarafından çevrilmiş. Yazarın ülkemizde tanınmasını sağlayan da yine kendisi. Çok da güzel bir önsöz yazmış romana. Yazarın yaşamından ve eserlerinden söz ediyor. Kitapları, roman karakterleri hakkında kısa kısa analizler yapıyor. Son zamanlarda okuduğum en güzel önsöz diyebilirim. Ne bir sözcük eksik, ne bir sözcük fazla… Tertemiz, anlaşılır… Laf çok uzamadan, biz romana geçelim.
Jane Eyre’i okuyanlar, Rochester ile Bertha’nın yollarının nasıl kesiştiğini bilir. Rochester çok zengin bir ailenin oğludur. Duygulu ve iyi kalpli bir gençtir. Ancak ailenin küçük oğlu olduğu için, tüm miras abisine kalacaktır. Son derece bencil ve hesapçı insanlar olan babası ve abisi tarafından oyuna getirilir Rochester. Kendisine ait parası olsun ve onlardan para istemesin diye, Rochester’ı Batı Hint Adaları’nda yaşayan zengin bir kızla evlenmek zorunda bırakırlar. Yüklü bir para karşılığı Rochester Antoinette adındaki bu kızla evlenir. Ancak kendisinden saklanan bir sır vardır. Kızın ailesinin neredeyse tüm fertleri delilikten muzdariptir.  
Geniş, Geniş Bir Deniz Antoinette’in çocukluğuyla başlar. İlk bölümde anlatıcı kendisidir. Babası ölmüş, annesi ve hastalıklı küçük kardeşiyle birlikte yaşama tutunmaya çalışmaktadırlar. Kölelik kaldırılmış, eski bolluk günleri çok gerilerde kalmıştır. Daha da önemlisi, eski düzeni temsil ettikleri ve beyaz oldukları için can güvenlikleri yoktur. Annesi içinde bulundukları durumu kabullenememekte ve azar azar ruh sağlığını yitirmektedir. Koşulları, annesinin Mason adında zengin bir İngiliz’le evlenmesiyle değişiverir. Artık para sıkıntıları sona ermiştir ama trajik olaylar birbirini izler. Evlerinin kundaklanması, yangında kardeşinin ölümü ve annesinin ruh sağlığının iyiden iyiye bozulması arka arkaya gelir. Mason küçük kızı bir rahibeler okuluna gönderir, annesini ise zenci bir çiftin insafsız gözetimine bırakarak çekip gider. Tüm bu şartlar, küçüklüğünden beri güvensiz ve çekingen bir karakteri olan Antoinette’i derinden etkiler.
Romanın ikinci bölümünde anlatıcı Rochester… Ancak adı bir kez olsun geçmez. Kitabın Jane Eyre ile olan bağını bilenler onun Rochester olduğunu anlarlar. Bu bölümde evlilik gerçekleşmiş, Rochester yeni koşullara alışmaya çalışmaktadır. “Her şey çok fazla, diye düşündüm karımın ardından, bıkkın, sürerken atımı. Çok fazla mavi, çok fazla mor, çok fazla yeşil. Çiçekler aşırı kızıl, dağlar aşırı yüksek, tepeler aşırı yakın. Ve kadın yabancının biri. Yüzündeki yalvarır gibi anlam sinirime dokunuyor. Ben onu satın almadım ki, o beni satın aldı – ya da öyle sanıyor. Atımın sert kıllı yelesine baktım… Saygıdeğer babacığım. Otuz bin sterlini sorgusuz sualsiz, herhangi bir koşul ileri sürmeksizin bana ödediler. İlerde karımın haklarını koruyacak herhangi bir sözleşme de yok (bunun bir an önce yapılması gerek). Böylece geçinecek kadar param var artık. Bundan böyle ne size ne de asıl sevdiğiniz oğlunuz aziz ağabeyime yüz karası olmayacağım. Dilenci mektupları yazmayacak, alçakgönüllü ricalarda bulunmayacağım. Küçük oğulların genellikle yapmak zorunda bırakıldıkları, sinsi, kurnaz, pis numaraların hiçbirini yapmama gerek kalmayacak. Ruhumu sattım, daha doğrusu siz sattınız. Çok da kötü bir satış sayılmaz herhalde. Kız için güzel diyorlar. Aslında güzel de… Ama, gene de…”
Mecbur kaldığı bu evlilik, Rochester’ın sırtında bir yük olmaya başlamıştır. “Her şey çok parlak renkliydi, çok yabancıydı, ama benim için hiçbir anlam taşımıyordu. Evleneceğimi kararlaştırdıkları kız da öyle, benim için anlamsızdı.” Oyun yazılmış, roller dağıtılmış, Rochester da rolünü oynama başlamıştır. Para için… Okuyucu bunu bilir bilmesine ama çok da kızamaz Rochester’a… Kötü biri olmadığı ortadadır. Jean Rhys ona haksızlık etmez. Onu tek boyuta, paragöz, kötü bir karaktere indirgemez romanın hiçbir yerinde. Charlotte Brontë’nin ona atfettiği sevilesi yanları ondan esirgemez. Duyguları olan, düşünen hatta düpedüz iyi bir adamdır Rhys’ın Rochester’ı da. O da en az Antoinette kadar çaresizdir. Kızın genlerinde taşıdığı deliliğe dair bir mektup aldığında altüst olur. Tam anlamıyla kandırılmış, aldatılmıştır. “Yürürken yürürken babamın yüzünü, ipincecik dudaklarını, ağabeyimin yusyuvarlak, kendini beğenmiş gözlerini anımsadım. Biliyorlardı onlar… İnsan gerçeği nasıl bulur diye sordum ve kendime sorduğum bu soru hiçbir yol göstermedi bana. Kimse söylemezdi, söyleyemeyecekti bana gerçeği. Babam söylemez, Richard Mason söylemez. Evlendiğim kız hiç söylemez.” İç sesi susmaz bir türlü.
Gerilimi giderek artan bir evliliğe tanıklık etmeye başlarız böylece. Evliliğin başında, Rochester kızı sevmese de, fiziksel anlamda çekimine kapılmıştır. Aralarında belli bir yakınlık doğmuştur. Ancak içindeki şüpheyle birlikte kızdan uzaklaşır. Ona Bertha demeye başlar. Tüm bunlar Antoinette için çok fazladır. Giderek mutsuz olmaya başlamıştır. Hayatı boyunca ilk kez kendisini güvende hissetmiş, birazcık olsun sevgi görmüş ve tüm sevgisini karşılıksız vermiştir. Çaresizce büyüden medet umar. Ancak işe yaramaz. Rochester daha da soğur ondan.
İkinci bölümde, bir noktadan sonra anlatıcı sürekli değişir. Bir Rochester olur, bir Antoinette… İlginç olan şu ki, anlatıcı Antoinette olduğunda daha çok gelişen olaylardan haberdar oluyoruz. Antoinette duygu dünyasına dair çok fazla şey söylemiyor bize. Hatta öyle bir an geliyor ki, Christophine, Antoinette’in obeah büyücüsü yaşlı dadısı çok daha fazlasını söylüyor kızın duygu dünyasına dair.  “Sen sevişti onunla sarhoş edinceye dek… Sensiz yapamaz oluncaya dek… Artık o göremiyor güneşi. Görebiliyor yalnız seni. Ama sen istiyor tek bir şey: Onu param parça etmek.” Yine Cristophine’e ait şu sözler Antoinette’e dair çok şey söylüyor: “Bu kızı iyi tanır ben. Bir daha hiç sevgi istemeyecek senden, ölür daha iyi. Ama ben, Christophine, ben yalvarıyor sana. Seni öyle seviyor ki. Suymuşsun gibi susuyor sana. Bekle biraz, belki sever sen gene onu. Birazcık, onun da dediği gibi. Birazcık. Senin sevebileceğin gibi.”
Oysa anlatma sırası Rochester’a geçtiğinde, onun içsel çatışmalarına, kızgınlığına, mutsuzluğuna doğrudan, aracısız tanıklık eder okuyucu. “Sözcükler koşuşturup duruyor kafamda (eylemler de). Sözcükler. Bunlardan biri ‘Acıma’. Rahat bırakmıyor beni… Acımak. Peki, bana acıyan yok mu? Ömür boyu bir deliye bağlanmışım – sarhoş, yalancı bir deli – anasının kızı.” Bu arada Antoinette giderek daha çok içmekte ve Rochester’ı başkalarıyla aldatmaktadır. Rochester’ın gözünde bir şehvet düşkününden başka bir şey değildir artık o. “O hiç kimseyi sevmiyor, diyorum sana, ya da herkesi seviyor. Ona dokunamam ben. Ya da dokunursam kasırganın şu ağaca dokunacağı gibi olur – parçalamak için.”
Rochester yavaş yavaş soğukkanlı bir biçimde düşünmeye başlar. Tüm işlerini birer birer yoluna koyar. Karısı ile İngiltere’ye döner ve onu kilit altında tutmaya başlar. Kendisi ise, Jane Eyre’den de bildiğimiz gibi, mutsuzluğunu unutmak için İngiltere’den kaçar. Roman finale doğru öylesine hüzünlü ki, ancak onu okuyan ne demek istediğimi anlayabilir. Rochester Antoinette’i adada kendi kaderine terk etmez ama onun yazgısıyla kendi yazgısını hınçla, intikam alırcasına birleştirir. “Burayı çok sevdiğini söylemişti. Bugün son kez görecek buraları. Bir tek gözyaşı dökecek mi bakacağım – bir tek insanca gözyaşı…” Peki ya şu sözler? Bunlar ne anlama geliyor? Deli, evet, ama benim, benim. Tanrılara, şeytanlara, hatta Yazgı’ya bile aldırmam o zaman. Gülümserse ya da ağlarsa ya da ikisini birden… Benim için.” İnsan nasıl da karmaşık bir makine. Rochester ne hissediyor Antoinette için? Kendisi bile bilmiyor bence. Ama aynı olmadıklarını biliyor. Öylesine farklı dünyalara aitler ki, onları en çok da bu gerçek ayırıyor. Kitapta en baştan itibaren Rochester’ın İngiltere’si ile Antoinette’in adası arasındaki uçurum vurgulanıyor. Antoinette tıpkı adası gibi sonsuz yabanıl, doğaya yakın…
Kitabın sonunda anlatıcı yeniden Antoinette. Bu garip “aşk” hikâyesine son noktayı onun koyduğunu Jane Eyre’i okumuş olanlar bilir. O sona nasıl varıldığını bir de Jean Rhys’ın kaleminden okumak isteyenlere bu kitabı şiddetle tavsiye ederim. Kitaptan bana kalan iki replik daha:
Rochester: Korkunç bir hata yaptım. Affet beni. (Romanın sonlarına doğru, Rochester kendi kendine söylüyor bu sözleri)
Antoinette: Öl de, öleyim. Öl de, ölüşümü seyret. (Henüz adadan ayrılmadan Antoinette Rochester’a söylüyor bu cümleleri)

10 yorum:

  1. Bir başka romana öykünen ve yazılan bir roman duymamıştım. Hararetle önerdiğinize göre okumakta yarar var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben çok beğendim doğrusu. Çok etkileyici buldum.

      Sil
  2. Kitabı ilk Vladimirden duymuştum da şimdi yazını okuyunca kesinlikle filmini izlediğimden eminim, TV'de rastlamıştım galiba. Kesinlikle bir filme uyarlanmış olmalı, araştıracağım. (film hoşuma gitmişti, gerçi başından yakalayamamıştım ama)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet evet yanılmıyorsun. Filme çekmişler gerçekten.

      Sil
  3. ben de buldum, gerçi iki tane var, hangisine rastlamıştım bilmiyorum ama hafızamın yanıltmadığına sevindim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de merak ettim filmi şimdi...

      Sil
  4. Merhaba,

    Yazınızı Jane Eyre ile ilgili arama yaparken gördüm. Genelde kişisel günlük şeklinde bir blog yazsam da arada okuduğum kitaplardan da bahsediyorum. Sizin bu yazınıza da blogumda link verdim. Bilginiz olsun istedim.

    Görüşmek üzere...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok memnun oldum :) Görüşmek üzere...

      Sil
  5. Merhaba ingiliz dili edebiyati son sinif ogrenciaiyim su ara wide sargasso sea yi yeni bitirdim ve yine sizinde belirrtiginz gibi kitabi jane eyre ile comparative literature dersi nde beraber isliyoruz yazilarinizi okudum gercekten iyi noktalar yakalamissiniz ve tabi kitabi okurken yaptiginiz alintilara benzer seyleri not almis olmamiz beni daha bi memnun etti demekki ayni pencereden baktik romana biraz olsun ve yazdiklarinizin bana cok yardimci olacagina inaniyorum tekrar tesekkurler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mesajınız için çok teşekkür ederim. Bana yeniden kitabı hatırlattı. Çok severek okumuştum. Çalışmalarınızda başarılar...

      Sil