21 Eylül 2013 Cumartesi

Fikrimin İnce Gülü – Adalet Ağaoğlu


Adalet Ağaoğlu’ndan okuduğum ilk kitap Ölmeye Yatmak’tı. Lisede öğrenciydim sanırım. Araya yıllar girdi. Fikrimin İnce Gülü’nü çok merak ederdim hep, kısmet bugüneymiş. Çok beğendim. 1976’da yayımlanmış kitap. 1992’de Tunç Okan tarafından “Sarı Mercedes” adıyla sinemaya uyarlanmış. Başrolde İlyas Salman var. Filmi henüz izlemedim ama romanın başkahramanı Bayram’ı İlyas Salman’dan daha iyi kimse canlandıramazdı herhalde. Roman boyunca gözümün önünde hep o vardı. Hali, tavrı, sesi, fiziği cuk oturmuş Bayram’a.
Gelelim romana… Fikrimin İnce Gülü bir yol hikâyesi, bir göç hikâyesi, garip bir aşk ve bir yalnızlık hikâyesi… Ana karakter Bayram… Otuzlu yaşlarında… Ballıhisarlı bir yetim. Amcasının yanında büyümüş, ilk fırsatta da köyünü terk edip çalışmaya başlamış. İşçilik, dolmuşçuluk, oradan oraya derken, Almanya’ya işçi olarak gitmiş. Roman, Bayram’ın Balkız adını verdiği Mercedes otomobiliyle Kapıkule’den yurda girişiyle başlayıp, köyüne varışıyla bitiyor. Arabası bayramın gözbebeği… Tüm hayatını ona kavuşabilmek için geçirmiş, her şeyi ertelemiş. Aşkı, geride bıraktığı Kezban’ı, güzel bir kap yemeği, iyi bir tatili, her şeyi ama her şeyi durmadan ötelemiş. Şimdi tek derdi bir an önce köye varıp vaktiyle arkasından gülen, kendisiyle “deli oğlan, incegül Bayram” diye dalga geçen herkese gücünü gösterebilmek, herkesin saygısını, hayranlığını kazanabilmek… Bir arabayla gelecek o sahte itibarın peşinde Bayram.
Roman baştan sona bir içe yolculuk, iç hesaplaşma romanı. Sayfalar ilerledikçe yavaş yavaş Bayram’ı tanıyor okuyucu. Kapıkule’den giren, arabası için çıldıran Bayram ne kadar da çocuksu! Oysa göründüğü kadar masum mu acaba? Bayram’ı tanıdıkça, içsesini duydukça, bu araba sevdasının kendisine çok pahalıya patladığını görüyoruz. O kadar çok şey feda edilmiş ki Balkız uğruna… Akrabalar, arkadaşlar, sevgili… Birilerinin üstüne basılmış, hakkı yenmiş, birileri kandırılmış, birileri unutulmuş, ihmal edilmiş… Geriye koca bir yalnızlık ve Balkız kalmış. Gerçekten köye dönmeye yüzü var mı Bayram’ın? Peki ya geride bıraktığı köyü, geride bıraktığı insanları yerli yerinde bulabilecek mi acaba? Vicdanı dirlik vermiyor Bayram’a. Kendi gözünde kendisini aklamaya çalıştıkça çuvallıyor Bayram.
Neşeli başlayıp hüzünlü bitiyor roman. Bu hastalıklı tutku, bu her şeye geç kalmışlık, yarım kalmışlık, bu hiçbir yere ait olamama hali mutsuz ediyor okuyucuyu. Ne için tüm bu saçmalık? Romanın final cümlesi her şeyi özetliyor: “Hiçbir yolun ucunda, kimse Bayram’ı beklemiyor.” Kitabın arka kapağından bir cümle ile yazımı bitirmek istiyorum: “Fikrimin İnce Gülü (1976); Adalet Ağaoğlu’nun hem Almanya ve öteki olmak gerçeğine, hem de sistemin insanı neye çevirebildiği üzerine öncü ve farklı bakışıyla öne çıkan ikinci romanı.”
Son not: Ruh Üşümesi, Bir Düğün Gecesi, Romantik Bir Viyana Yazı var sırada kısmetse. Ölmeye Yatmak ise yeniden okunmayı bekliyor rafta.

6 yorum:

  1. Kapağı da çok güzelmiş hem :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sevdim kapağı Cessie :) Çok değişik olmuş.

      Sil
  2. Ben filmini de çok beğenmiştim. Tez vakitte izleyeceğine eminim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yıllardır o kadar çok erteledim ki o filmi istemeden, daha fazla ertelemek istemiyorum :)

      Sil
  3. ağaoğlu da geç okuduğum -lisede okumuş olmalıydım :)- yazarlardan. Yüksek Gerilim ve Hadi Gidelim hikaye kitapları gerçekten usta işiydi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bense görünüşe göre vaktinde ama az okumuşum :) Usta işi lafını sevdim. Fikrimin İnce Gülü de aynen öyle işte.

      Sil