2 Eylül 2013 Pazartesi

Germinal – Émile Zola


1860’lı yıllar… Fransa’nın kuzeyinde Montsou kasabası… Voreux maden ocağı… İnsan onuruna yakışmayan çalışma ve yaşam koşulları… Sözcüklere sığmayan bir sefalet, açlık, dram… Sömürü… İşte Germinal… Bu güne kadar yazılmış en güzel, en acı, en gerçekçi romanlardan biri… Fransız edebiyatının incilerinden… En klişe ifadeyle “natüralizmin babası” olarak kabul edilen Zola’nın başyapıtı…
Montsou’daki binlerce maden işçisinin haftalarca süren grevini konu alan Germinal 1885'te yayımlanmış ilk kez. Roman, Etienne Lantier adlı güneyli bir gencin kasabaya varışıyla başlıyor. Lille’de demiryolu işçisi olarak çalışan Etienne ustabaşını tokatladığı için işten kovulunca yollara düşmüştür. Tüm ülkeyi kasıp kavuran bir işsizliğin ortasında günlerce yersiz yurtsuz, aç susuz kendine bir iş arar. Montsou’ya vardığında öylesine çaresiz bir durumdadır ki, istemeye istemeye madene iner. Hırslıdır, idealisttir, çalışkandır. Kısa sürede işi öğrenip ustalaşır ve diğer işçilerin saygısını kazanır.
Bu arada madendeki çalışma koşulları her geçen gün daha da zorlaşmakta, ücretlerse acımasızca düşürülmektedir. İşletmenin kendilerine verdiği küçücük, sefil evlerde yaşayan işçiler kalabalık ailelerini doyuracak ekmeği bile bulamaz hale gelirler. Etienne diğerleri gibi olamayacağını, bir lokma ekmeği bulduğuna şükredip kaderine razı olamayacağını kısa sürede anlamıştır. Zenginlerin, para babalarının kendilerine reva gördükleri yaşam koşullarına duyduğu tiksinti her geçen gün artmaktadır. İlk iş olarak zor zamanlar için bir yardım sandığı kurar. İşçileri yavaş yavaş çevresinde toplamaktadır. Ve grev başlar. Sonrası büyük bir dram… Yüzyıldır susup boyun eğmiş maden işçileri inanılmaz bir dirençle sürdürürler davalarını. Ta ki silahlar konuşup, kan dökülene kadar…
Peki ya umut var mı? “Germinal” sözcüğü Fransızca’da tohumların yeşerdiği zamanı ifade ediyor. Zola, her ne kadar tüm gerçeği olanca çıplaklığı ve acılığıyla gözler önüne serse de, asla karamsar değil. Roman boyunca yer yer ama en çok da finalde o umudu dillendiriyor. Örneğin şu cümlelerde acı gerçek yerini umuda bırakıyor: “Kömür işçilerinin hastalıklarını incelemişti, korkunç ayrıntılarıyla bir bir hepsini saydı döktü: Kansızlık, sıraca, kara bronşit, insanın soluğunu kesen astım, bacakları kötürüm eden romatizma. Bu zavallı insanlar makinelerde öğütülüyor, hayvan sürüleri gibi daracık evlere tıkılıyor, büyük işletmeler tarafından sömürülüyor, kölelik kitabına uyduruluyor, emekçi yığınları, milyonlarca yaratıcı kol ve kafa asker gibi çalıştırılıyordu. Ama maden işçisi de o eski bilgisiz, yerin dibinde ezilen akılsız adam değildi artık. Kömür ocaklarının derinliklerinden bir ordu, gür bir ekin tarlasını andıran bir yurttaş ordusu fışkırıyordu, atılan tohum yeşermekteydi, günün birinde toprağı delip çıkacak, yeryüzünü aydınlığa kavuşturacaktı.”
Roman öylesine büyük bir titizlikle yazılmış ki insan şaşırmadan edemiyor. Zola inanılmaz bir hakimiyetle anlatıyor madeni, oradaki hayatı, tehlikeleri, işçi ailelerinin berbat yaşam koşullarını. Sanki tüm hayatını madene inerek kazanmış bir maden işçisinin rahatlığıyla… 1902’de 62 yaşındayken ölmüş yazar. Kimilerine göre suikast… Ancak hiçbir zaman kanıtlanamamış. Cenazesine kuzeyli maden işçileri de katılmış. Onu “Germinal, Germinal” nidalarıyla uğurlamışlar bu dünyadan. Böylesi bir uğurlama, böylesi bir sevgi, şükran gösterisi herkese nasip olmuyor işte. Sadece maden işçileri için değil, tüm işçiler için Komünist Manifesto kadar değerli Germinal. Edebiyatın yadsınamaz gücü hesaba katılırsa daha da değerli bence.
Biraz da roman karakterlerinden bahsetmek istiyorum. Romanın başkişisi hiç şüphesiz Etienne, ancak yüzyılı aşkın süredir madende çalışan Maheu ailesi de en az onun kadar merkezi bir öneme sahip romanda. Etienne Voreux’de çalışmaya başladıktan kısa süre sonra Maheulerle yakınlaşır, onların kiracısı olur ve aynı yokluğu paylaşır. Dahası, kızları Catherine ile duygusal bir bağ oluşur aralarında ancak sözcüklere zamanında dökülemediğinden iki taraf için de acılı bir ilişki olur bu. Grev sırasında ve sonrasında en çok can kaybı veren aile Maheu ailesi olur. Tıpkı kara bir yazgı gibi ailenin neredeyse tüm fertleri yaşamlarını madende tüketirler ve ölümleri de maden yüzünden olur. 
Germinal’de o kadar çok çatışma var ki… En büyük çatışma şüphesiz güçlü ile zayıf arasında. Maden işçileri ile zalim işveren arasında… Açlığa, yokluğa, yerin yüzlerce metre altında doğaya karşı verilen büyük mücadele var. Etienne’le rakibi Chaval arasında Catherine için verilen savaş var. Etienne’in liderlik için verdiği mücadele var. Kendi içinde kanındaki kötü eğilimlere, şeytana karşı verdiği savaş var. Ve bu romanın bir de unutulmazları var. Final bölümü özellikle hafızalardan kolay kolay silinecek gibi değil. Göçük altında hayatta kalmak için verilen o çılgınca mücadele, çaresizlik, kâh umutlu, kâh umutsuz asırlar süren bekleyiş insanın nefesini kesiyor, gözlerini dolduruyor. “Ölüm gelince feneri söndürür” dermiş madenciler. Bu lafın üstüne ben susuyorum artık.  

 

8 yorum:

  1. Güzel bir roman okumuşsunuz. Zola'yı tanımak bakımından önemli bir kitaptır. Geçmişte birkaç kez okuduğum ve her zaman aynı heyecanı hissettiğim bir kitaptır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki 20 yıl kadar önce, çocukluğumda basitleştirilmiş bir versiyonunu okumuştum. Tam metni ilk okuyuşum. Bayıldım romana. İnsan otuzlu yaşlarında bilinçli bir şekilde okuyunca daha bir anlamlı geliyor.

      Sil
  2. Benim de çok zamandır okumak istediğim bir kitap bu, ta Emile Zola'nın (ne alakaysa) erkek olduğunu bilmediğim zamanlardan beri hem de. Yazıyı okuyunca biraz daha ön sıraya almam gerektiğine ikna oldum, elinize sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sağolun :) Valla ön sıralara alırsanız gerçekten pişman olmazsınız. Öylesine muhteşem bir roman.

      Sil
    2. Bir soru sorsam o zaman, çevirisini beğendiniz mi? Ben çevirilerde biraz takıntılıyım, ince eleyip sık dokumayı seviyorum sanırım.

      Sil
    3. Ben Bertan Onaran'ın çevirisinden okudum. Açıkçası zevkle okudum romanı. Dil beni rahatsız etmedi. Ama Nesrin Altınova da çevirmiş aynı romanı ve onun çevirisini tercih edenler var anladığım kadarıyla. Bilemiyorum doğrusu. 66. Sone'yi Can Yücel'in çevirisinden okuyunca diğer tüm çeviriler vasat gelir ya insana belki de onun gibi bir durum bu. Nesrin Altınova çevirisini merak ettim bu yüzden.

      Sil
    4. Anladım, çok teşekkür ederim. Sanırım ben Nesrin Altınova çevirisinden okuyacağım. Ben de biraz baktım şimdi de onun çevirisini çok övmüşler.

      Tekrar teşekkür eder, iyi günler dilerim. :)

      Sil
    5. Rica ederim, iyi günler, iyi okumalar :)

      Sil