27 Eylül 2013 Cuma

Yanık Saraylar – Sevim Burak


Birkaç yıldır kütüphanemin rafında bekleyen bir kitaptı Yanık Saraylar. Beni neyin beklediğini az çok tahmin ediyor, o yüzden de okumayı erteledikçe erteliyordum. Kendimi hazır hissetmiyordum her nedense. Meğer hâlâ hazır değilmişim. Galiba anlayamadım ben bu kitabı tam olarak. Hakkını veremedim. İşin tuhaf yanı, günün birinde yeniden okumak konusunda da hiçbir istek duymuyorum. Tezer Özlü okuduğumda da aynı şeyi hissetmiştim. Kitap bir an önce bitsin ve ben bir daha o kitaba dönmeyeyim istemiştim. Oysa Tezer Özlü de, Sevim Burak da ayrı bir yere konur Türk edebiyatında. Eserleri çoktan kültleşmiştir. Keza Yanık Saraylar da o kült kitaplardan biri işte. Dilden dile dolaşan ve çoğunlukla methedilen…
1965 yılında yayımlandığında adeta olay olmuş. Gerek biçimi, gerek dili, gerek anlatımı ile geleneksel olana bir başkaldırı olarak görülmüş. “Türk öykücülüğündeki modern yönelişler içinde ayrı bir yeri olduğu kabul edildi” deniyor kitabın arka kapağında. Sevim Burak’ın ilk kitabı Yanık Saraylar. Toplam altı öykü var kitapta: Sedef Kakmalı Ev, Pencere, Yanık Saraylar, Büyük Kuş, Ay Ya Rab Yehova, Ölüm Saati. Açılış cümleleri bile farklı, ilginç bu öykülerin. En baştan bir bulmacanın içine atılır gibisiniz. Örneğin, Sedef Kakmalı Ev şöyle başlıyor:
“GELDİLER…
Çok yorgundular.
Sokağın başına dizildiler.” Ve ne kadar gizemli başladıysa, o kadar gizemli devam ediyor öykü.

Ya da “İki gündür karşı apartmandaki kadının intihar etmesini bekliyorum” diye başlıyor Pencere isimli bir diğer öykü. Zorluyor, yoruyor bazen de boğuyor. Peki ama kim bu insanlar? Kimlerin öyküsünü anlatıyor Sevim Burak? Son derece tekinsiz bir ortamda, el yordamıyla birilerini sezer gibi oluyorum. Çoğu kadın bu kahramanların, azınlık mensubu, ekseriyetle de Musevi… Nurperi, Zembul ya da sadece Kadın… Mutsuz kadınlar bunlar… Yalnızlığın dibine vurmuşlar da artık delirmişler sanki… Sanki sayıklıyorlar. Kimi de öz yıkımın, intiharın, ölümün eşiğinde… Hikâye içinde el yordamıyla ilerlerken, bir şeylerle bir şeyleri ilişkilendirip bir anlam çıkarmaya çalışırken birden karşınıza mücevher gibi satırlar çıkıveriyor. İşte edebiyat dedirten… Örnek mi? Mesela şu satırlar:
“SİZ, Baron Bahar, Hayatın dehşetini hiç düşünmüyorsunuz:
HERŞEYİNİZ VAR
OTOMOBİLİNİZ
YATINIZ
7 CÜCELİ EVİNİZ
BONOLARINIZ
ÇOCUKLARINIZ
BENSE, ÖLÜMDEN KORKMAYACAK KADAR YALNIZIM.”
 
Ya da şu satırlar:

“ - Bu kadın kolu için yaşıyor; bense paltom için yaşıyorum. Fakat bir HİÇ için yaşanır mı?

DİYE düşündü.

Kadın yılların verdiği ustalıkla, çıkan kolunu yerine taktı.

İYİCE YALNIZDI.
 
Baron Bahar:

- Bu kadın ne Jentille kadın, diye ağladı.

Kadın eski bir alışkanlıkla ağlamadı.”

Kitaptaki bazı öykülerle aramda hiçbir bağ oluşmadı. Pencere ya da Büyük Kuş mesela. Isınamadım onlara. Ama Yanık Saraylar ve Ah Ya Rab Yehova çok ama çok ilginç geldi bana. Özellikle de Ah Ya Rab Yehova inanılmaz derecede şaşırtıcı. Daha önce bir öyküde hiç bu kadar şaşırdığımı hatırlamıyorum. Tüm o tuhaflık, gerçeküstü olaylar… Hele ki dil… Türkçe’yi bu kadar ilginç kullanan başka birini okumamıştım ben. İşte bunu çok sevdim. Çok yaratıcı buldum. Peki ama neyi sevmedim? Galiba kitaptan okuyucuya geçen ruh halini sevmedim. Çünkü sorun kitabın sert oluşu değil, alaycı oluşu değil, mesafeli oluşu hiç değil. Kimsenin bir parçası olmayı istemeyeceği kadar ağır, marazî bir ruh halini yansıtıyor oluşu galiba sorun. Çünkü o kadar başarılı ve gerçek ki kitaptaki ruh halleri… Okuyucu olarak tanıklık ediyor olmak bile dokundu bana.

2 yorum:

  1. Bana kitap çok ilginç gibi geldi. Bir de kendi okumalarımdan birini hatırlattı, ben de böyle kasvetli bir kitap okumuştum. Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey'di ismi, Mine Söğüt'ün. Edebi açıdan doyurucu mu bilmiyorum, galiba bunu söyleyecek yetkinlikte değilim henüz ama benim içimde de bir ağırlık oluşmuştu kitabı okuyunca. Ama ben çok sevmiştim. O sıralar biraz da kasvete ihtiyacım vardı herhalde. Belki okurum bu kitabı da bir zaman, büyüyünce :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle doğru dediğin. Bazen sırf ruh halimize uyduğu için sevebiliyoruz bir kitabı. Bu arada, iyi hatırlattın Cessie. Ben de Mine Söğüt okumak isterim bir ara.

      Sil