30 Ekim 2013 Çarşamba

Az – Hakan Günday


Bir süredir merak ettiğim ve okumayı çok istediğim üç yazar vardı: Hakan Günday, Haruki Murakami ve İhsan Oktay Anar. Macerama Hakan Günday’dan Az’la başlamış bulunuyorum. 1976 Rodos doğumlu Hakan Günday herhalde son yılların en çok okunan ve satan yazarlarından biri. Son zamanlarda 2000 tarihli Kinyas ve Kayra ile 2011 yılında çıkan Az hakkında o kadar çok yorum duydum ki daha fazla kayıtsız kalamadım. Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümün adı Derdâ, ikinci bölümün adı Derda.
Kitap on bir yaşında bir kız çocuğu olan Derdâ’nın hikâyesi ile başlıyor. Ülkenin doğusunda bir yatılı okulda okumakta küçük kız. Korucu babası tarafından annesi ve kendisi yıllar önce terk edilmiş. Bir gün annesi okula geliyor, kızı okuldan alıyor ve bir oldubittiye getirip Derdâ’yı bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendiriveriyor. Çarşafa sokulan ve Londra’da bir eve kapatılan kızcağız kendisini akla hayale sığmayacak bir şiddetin ortasında buluyor. Tam beş yıl sürecek bir işkence ve sonrası… Uyuşturucu, cinsel şiddet ve bir sürü benzer felâket…
İkinci bölümde ise Derda’nın hikâyesine tanıklık ediyoruz. O da on bir yaşında… Babası gaspçılıktan hapiste. Hasta yatağındaki kanserli annesiyle birlikte mezarlıktaki derme çatma bir kulübede hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bir “mezarlık çocuğu”… Annesi birdenbire ölünce, yurda gönderilmesin diye annesinin ölümünü herkesten saklıyor ve kadını parçalara ayırarak gömüyor. Ne okuması ne de yazması var Derda’nın. Hiç okula gitmemiş. Mezarlığın dışındaki dünyadan tamamıyla kopuk bir biçimde yarı aç yarı tok bir beş yıl geçiriyor mezarlıkta. On altı yaşına geldiğinde artık mezarlıktan kendisine ekmek çıkmayacağını görüp bir arkadaşının yardımıyla korsan kitap işine giriyor. İşin korsan kitap işi olduğunu ve ne ifade ettiğini bilmeden… Ve bir dizi tesadüf sonucu Oğuz Atay’ı tanıyor. Okuma yazma öğrenip tüm kitaplarını büyülenmişçesine okuyor ve onu derinden hissediyor. Sonrası akıllara ziyan bir dizi olay…
Aradan yıllar geçiyor. Farklı farklı yollardan geçip kırk oluyor kahramanlarımız ve birden yolları kesişiveriyor. Onca yıl her şey bu birleşme için yaşanmış ve kader ağlarını onları bir araya getirmek için örmüşçesine. Finali söylemiyorum tabii. Kitap inanılmaz derecede şiddet yüklü. Neredeyse her sayfa şiddet içeriyor. O açıdan zor bir kitap. Özellikle de bir yerlerde birilerinin tüm bu şiddete maruz kaldığını düşünmek insanı kahrediyor. Ben ilk bölümden ziyade ikinci bölümü beğendim. Derda’nın ve diğer mezarlık çocuklarının öyküsü gerçek hayata çok daha yakın geldi. Neredeyse hepimizin yolu onlarla kesişmiştir ama acaba kaçımız onlar hakkında durup düşünmüşüzdür? Hakan Günday bunu yapıyor. Bana çok dokundu şu satırlar:
“En büyüğü on iki yaşındaydı. En küçükleri de altı. Mezarlıklarda geçen korku filmlerini annelerine sarılarak izleyen çocuklarsa bin karanlık yılı uzaktaydı. Yani mezarlık duvarının hemen ardında. Ama belki de ileride bir araya geleceklerdi. Duvarların içindekiler ve dışarıdakiler. Biri öğretmen, biri hademe olacaktı. Biri hâkim, biri mübaşir. Biri doktor, biri kan tüccarı. Biri savcı, biri yalancı tanık. Biri mimar, biri amele..……. Ama hangisi, hangisi olacaktı? Böyle bir araştırma var mıydı? Bilimsel herhangi bir makale? Çocukluğunu mezar temizleyerek geçirmiş insanların ilerleyen yaşlarındaki meslek seçimlerinin ne doğrultuda olduğuna ilişkin istatistiki herhangi bir çalışma yapılmış mıydı? Ya da seçmekte zorlanacak kadar meslek adı biliyorlar mıydı acaba? Kısacası, insan altı yaşından itibaren ölümden para kazanmaya başlamışsa, sonra ne yapardı?”
Bu kitap sahipsiz kalmış çocukların hikâyesini anlatıyor. Bu dünyada yapayalnız, korumasız kalmış, dünyanın tüm yükünü küçücük omuzlarında taşımak zorunda bırakılmış çocuklara ve onların yazgılarına dair bir hikâye bu. Oğuz Atay ise kitabın sürprizi…

8 yorum:

  1. iki defa okumaya niyetlenip hala bitiremediğim roman. Daha önce birkaç romanını okudum,sevdim ama az nedense ısınamadığım bir romanı. Asıl hedefim kinyas ve kayra

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açıkçası, okumasam birşey kaybetmezdim. Ama Kinyas ve Kayra'yı ben de merak ediyorum.

      Sil
  2. Ben de Kinyas ve Kayra'yı çok duydum ama bir türlü satın alamadım parama kıyıp. Bu kitabın konusu da ilginçmiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açıkçası neden o kadar pahalı anlamak mümkün değil. Beni çok rahatsız eden bir durum da, raftan aldığınla internetten aldığın arasındaki fiyat farkı. Tamam kiralar yüksek şu bu ama insanın raftan beğenip kitap alma zevkini öldürüyorlar. Eskiden kitapçılardan çıkmazdım. Onu inceler bunu inceler sonunda bir dolu kitap alır çıkardım. On yıldır sadece internetten sipariş ediyorum. Çok çok enderdir kitapçı rafından seçip aldığım. Acı ama gerçek. Şu ara Murakami okuyorum. Kitap üzerinde yazan fiyat 35. Tamam Murakami çok populer, çeviri maliyeti yüksek ama bu fiyat nedir Allah aşkına? Üstelik tam bir hayal kırıklığı oldu Murakami benim için.

      Sil
  3. Merhabalar,
    Yeni keşfettim.
    Ben de www.kafadergi.blogspot.com da kitap yorumu gibi şeyler yapıyorum, www.tersduzhikaye.blogspot.com da ise tv dizisi fragmanlı hikaye serimi paylaşıyorum.
    Reklam gibi oldu ama bekliyorum :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar :)
      Özellikle tersdüzhikaye çok ilginçmiş. Takipteyim...

      Sil
  4. Beğendiğim bir yazardır son kitabı da çok güzel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cumhuriyet Kitap'ta bir röportajını okudum. İlginç göründü yeni kitabı ama okuma listem o kadar kalabalık ki yeni çıkanlara hep geç kalıyorum :(

      Sil