24 Ekim 2013 Perşembe

Kör Baykuş – Sâdık Hidâyet


Kör Baykuş’u (Bûf-i kûr) okuyunca İran edebiyatı hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Biraz Hayyam, biraz Sadî, hepsi bu… Benim gibi konunun yabancısı olanlar için belki bilgilendirici olur diye kitabın yazarından söz etmek istiyorum biraz. Kitabın girişinde yer alan kısa biyografiye göre, Sâdık Hidâyet modern İran edebiyatının kurucularından biri olarak kabul ediliyormuş. 1903 Tahran doğumlu. 1951’de Paris’te intihar ederek yaşamına son vermiş. İlginç bir hayat hikâyesi var. Nüfuzlu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve ortaöğrenimini bir Fransız okulunda tamamlamış. Ardından Belçika’ya gitmiş. Mühendislik okumak üzere… Ancak öğrenimini yarıda bırakıp Paris’e geçmiş 1927’de. Malûm, Paris o yıllarda sanatçılar için önemli bir çekim merkezi. Orada öykü yazmaya başlamış Sâdık Hidâyet. 1930’da Tahran’a dönmüş. 1936’da ise Hindistan’a giderek orada Sanskritçe öğrenmiş, Budizm’i incelemiş. Zaten Kör Baykuş’u da 1937’de Bombay’da yayımlamış. Ülkesine döndükten sonra bir süre devlet memuru ve tercüman olarak çalışmış. Hiçbir zaman ailesinin sahip olduğu imkânlardan yararlanarak kendisine bir mevki edinmeye çalışmamış. Rıza Şah’ın ülkede yarattığı hayat şartlarına ayak uyduramayıp 1950’de tekrar Paris’e dönmüş ve bir yıl sonra da intihar etmiş.
Kitabı dilimize Behçet Necatigil kazandırmış. Onun çevirisinden okumuş olmak da ayrı bir gurur tabii.  YKY, Necatigil’in kaleme aldığı “Türkçe’de İran Edebiyatı ve Doğumunun 75. Yılında Sâdık Hidâyet” adını taşıyan bir önsöz ile yayımlamış kitabı. Sonsöz ise Bozorg Alevî’ye ait. Kendisi hem İran edebiyatının önemli bir ismi hem de Hidâyet’in yakın bir arkadaşıymış. Sonsöz “Sâdık Hidâyet Biyografyası” adını taşıyor ve yazarın yaşamı ve eserlerine dair çarpıcı bilgiler veriyor. İntiharından kısa bir süre önce, yazarın kendisi hakkında yaptığı bir değerlendirmeyle başlıyor: “Hayat hikâyemde önemli bir şey yok, başımdan ilginç olaylar geçmedi. Ne yüksek bir mevki sahibiyim, ne de sağlam bir diplomam var. Okulda hiçbir zaman örnek bir öğrenci olamadım, başarısızlıklar her yerde buldu beni. Nerede çalışırsam çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. İstifa ettim mi seviniyorlardı… Bırak gitsin, yaramaz! Çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de.”
Bozorg Alevî, anlatıyı, o vakte kadar İran edebiyatında kimsenin ulaşamadığı mükemmelliğe Hidâyet’in götürdüğünü söylüyor. Ancak Hidâyet’in de etkilendiği ve izinden gittiği isimler yok değil. Örneğin, ana karakterlerini padişahlar yerine sıradan insanlar arasından seçen, halka yakın bir edebiyat anlayışını, sade bir dili ve şiir yerine anlatıyı tercih eden Cemalzâde… Ya da rubaîlerine ve dünya görüşüne hayran olduğu Hayyam (1040-1123?)… Bozorg Alevî, yazarın başyapıtı sayılan Kör Baykuş’un, öykülerinden çok ayrı bir çizgide olduğunu da söylüyor. Öyküleri güçlü bir realizme sahipken, romanı realizmden çok uzaktır. Bu uzun girişten sonra, gelelim romana.
Kör Baykuş kısa bir roman. Romanın ana karakteri, aynı zamanda anlatıcısı afyon tiryakisi bir ruh hastası. Hastalığının ve bağımlılığının etkisiyle sanrılar görüyor. Ancak kesinlikle sıradan biri değil. Bir oldubittiye getirilip sütkardeşiyle evlenmek zorunda bırakılmış. Kadın kendisiyle birlikte olmayı en başından itibaren reddetmiş. Diğer yandan, karısının kendisini sayısız erkekle aldattığını düşünüyor. Tabuta benzettiği bir odada kaygılar, sanrılar içinde ölümü bekliyor. Ne ölü, ne diri kendi deyimiyle… Tıpkı Anayurt Oteli’nin Zebercet’i gibi. İdeal, erişilmez bir güzellik anlayışına sahip. Bu nedenle de çevresindeki herkes ona basit, aşağılık ve sonsuz derecede yozlaşmış görünüyor. “Bana göre değildi bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuştu bu dünya” der bir yerde. Okuması zor bir roman Kör Baykuş. Olaylar zaman ve mekâna bağlı olmadan gelişmekte. Dün ve bugün iç içe. Hatta karakterler bile. Çok etkilendim mi? Hayır. Ama İran edebiyatına dair yeni bir şeyler öğrendiğim için mutluyum.

4 yorum:

  1. Yabancısı olduğun bir ülke edebiyatını okumak genellikle zordur. Hele tanımadığın bir yazar ise diline alışmak bile bazen mesele oluyor. Benim için hedef kitaplardan değil ama bir gün kitapçıda gördüğümde belki de "beni al" der.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız Mehmet Bey. İyi ki sanat var, edebiyat var. Bir başka kültüre aşinalık kazandırıyorlar. Selamlar, sevgiler...

      Sil
  2. Ben de birkaç kez elime almıştım kitabı ama her defasında yerine geri bırakmıştım. Okur muyum okumaz mıyım bilemiyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ruh hali ağır kitabın gerçekten.

      Sil