17 Ocak 2014 Cuma

Beyaz Zenciler – Ingvar Ambjörnsen


Ayrıntı Yayınları’nın “Yeraltı Edebiyatı” dizisini bilenler bilir. Hani “Asilerin, kaybedenlerin, hayalperestlerin, küfürbazların, günahkârların, beyaz zencilerin…. dili, sesi” diye meşhur bir sloganı vardır. İşte o diziden, yıllardır okumayı sürekli ertelediğim kitaplardan biriydi Beyaz Zenciler (Hvite niggere)… Nihayet okudum ve gerçekten çok beğendim. Romanın yazarı Ambjörnsen’in ilginç bir biyografisi var. 1956’da Norveç’in güneyinde küçük bir kentte doğmuş. 15 yaşında yazar olmaya karar verip, okulu terk etmiş. Bunu takip eden on yıl boyunca uyku tulumunun içinde yaşayıp, bir sürü ülke gezmiş ve her çeşit işte çalışmış. Bu arada şiir yazmış ancak yayınevleri bu şiirlerle pek ilgilenmemiş.
İlk kitabı yazar 25 yaşındayken basılmış. Bundan sonra da her yıl en az bir kitap çıkarmış. Beyaz Zenciler 1986 tarihli. O zamandan beri de Alman eşiyle birlikte Hamburg’da yaşıyormuş. Kitabın başında yer alan kısa biyografide, Ambjörnsen’in “uyuşturucu maddeler yazarı” olarak anıldığı söyleniyor. Yazar, “yerleşik bir toplumdışı” olarak, uyumsuz, eşcinsel, depresif ve yalnız yaşayan kahramanları anlatmasıyla tanınıyormuş. Kitabı okuyunca yazara dair tüm bu bilgiler hiç mi hiç şaşırtıcı gelmiyor zaten. Eh, böyle bir kitabın sabah dokuz akşam beş çalışıp, gayet mazbut bir hayat süren birinden çıkması da beklenemezdi elbet. Neyse, bu kısa tanıtımdan sonra gelelim romana…
Romanı dilimize Banu Gürsaler Syvertsen çevirmiş. Doğrudan Norveççe'den Türkçe'ye, kendi deyimiyle yolu Fransızca ve İngilizce'den dolaştırmadan, çevrilmiş ilk romanmış Beyaz Zenciler. Arkası gelmiş tabii. Çevirisini Syvertsen’in yapmış olduğu bir dolu kitap var bugün raflarda. Bir diğer ilginç not da yazara dair… Kitabın Türkçe yayın hakları yazar tarafından iki adet lületaşı pipo karşılığında verilmiş Ayrıntı Yayınları’na J Neden hiç şaşırmadım acaba? J Neyse, gelelim kitabın konusuna… Romana adını veren beyaz zenciler tüm sistem karşıtlarını, hiçbir ideoloji ve idealle işi olmayanları ifade ediyor. Burjuva düzeninin sunduğu göreceli güvenlikten tiksinen, toplumun dışına kendi seçimleriyle çıkan tüm ayyaşları, keşleri, eşcinselleri, evsizleri, hırsızları, punkları, hipileri, marjinalleri… ifade ediyor yani.
Romanın merkezinde Erling, Rita ve Charly var. Anlatıcı Erling… Rita ve Charly ile çocukluktan arkadaşlar. Üçü de yirmili yaşlarını sürmekteler. Charly şair, Erling yazar, Rita ise resim yapıyor. Üç yetenekli beyaz zenci… Kitap birinci ve ikinci kitap olmak üzere ikiye ayrılmış. Birincide üç arkadaşın bugünü var. Değişik yollardan, tecrübelerden geçip yeniden bir araya gelmişler ve Oslo’dalar. Temiz bir Oslo değil bu elbette. Tam anlamıyla yeraltı... İkinci kitapta ise üçlünün geçmişine dönüyor yazar. Çocukluk günlerinden başlıyor hikâyeyi anlatmaya. Oslo maceraları başlayana dek hangi yollardan geçtiklerine tanıklık ediyoruz. İnsan kitabı elinden bırakmak istemiyor. O kadar sürükleyici… Yer yer gülümsetse de aslında fazlasıyla hüzünlü bir kitap Beyaz Zenciler.
Yazımı yazarın şu sözleriyle bitiriyorum:
“Beni Beyaz Zenciler ve Son Tilki Avı’nı yazmaya iten ‘70’li yıllarda yayımlanan kitaplar oldu. Bu kitaplar blöf doluydu. Uyuşturucu cehennemlerini anlatan uyduruk anı defterleri, filan. Her şeyin bombok çevreler olarak anlatıldığı bu kitaplar beni çok öfkelendiriyordu. İnsan her yerde insandır. İnsan bilmediği şeyleri yazmaya çalışmamalı. Ben bunları hem bildiğim, hem de takıntım olduğu için yazdım.”

8 yorum:

  1. Okumayı çok istediğim bir kitap ama sıra gelmiyor resmen. En sonunda işi gücü bırakıp bi dağın eteğine çadır kuracağım istediğim kitapları okuyup bitirene kadar. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de üniveristeden beri okumayı çok istiyordum ama sıra 18 yıl sonra geldi :) Gerçekten acayip bir durum çünkü okunacak o kadar çok kitap oluyor ki hep, bazı kitaplar böyle beklemek zorunda kalıyorlar yıllarca. Benim bir de tekrar tekrar okuma takıntım vardır. Bazı kitapları o kadar çok okudum ki (Karamazof Kardeşler, Suç ve Ceza....) onların yerine rahat 100 kitap daha okumuş olurdum. Ama pişman değilim. Yaşasın Dostoyevski diyorum. Hem de 10 yaşımdan beri. Bu yıl yine Dostoyevski tekrarları yapmak geliyor içimden ama bakalım.

      Sil
    2. 18 mi? O zaman ben hiç söylemedim varsayalım onu. :) Tekrar okuma konusundaki görüşlerinizi paylaşıyorum. Ben de biraz öyleyim aslında. Ama bence insan tat aldığı bir kitabı, hele ki Dostoyevski'yi elli kez de okusa yararına olur. Bu arada henüz Karamazof Kardeşler'i de okuyamamış birisi olarak yine bi hayıflanayım gitmeden. Aah ah... :)

      Sil
    3. :)) Ben olsam elimdeki tüm kitapları bir süreliğine bir kenara koyar, kendimi Karamazof Kardeşler'e adardım. Takılıyorum tabii, siz kafanıza göre takılın. Bana gelince, yıllardır bir numaram o kitaptır. Bundan sonra da değişeceğini hiç sanmam.

      Sil
  2. Bu kitabı ben de bir iki, ııı üç senedir falan okumak istiyorum. Eşcinsel, depresif ve yalnız insanları anlatan bir yazar daha tanıyorum, James Baldwin.

    Ben Dostoyevski okuyamıyorum. Neden bilmiyorum, belki o olgunluğa erişmedim, belki geçmişteki denemelerim şimdi cesaretimi kırıyor.

    YanıtlaSil
  3. Hiç okumadım ama merak ettim Baldwin'i.
    Belki günün birinde ısınırsın Dostoyevski'ye. Ama bu o kadar da mühim değil. Takip etmeye değer sevdiğin yazarlar varsa, aslolan bu.

    YanıtlaSil
  4. Ingvar'ın Tavandaki Kuklası'nıda şiddetle öneririm.. Yeraltı Edebiyatı serisinin tamamının yarattığı o garip hissi tek bir kitapla bile verebiliyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet evet o kitabın bahsini çok duydum. Listemde... Çok sağ olun tavsiye için.

      Sil