7 Nisan 2014 Pazartesi

İstanbul Bir Masaldı - Mario Levi



İstanbul Bir Masaldı, 1957 İstanbul doğumlu Mario Levi’nin ilk romanı. İlk kitabı 1986’da yayımlanmış olan Bir Yalnız Adam: Jacques Brel. Üniversite bitirme tezinden hareketle yazdığı bu kitap, hem roman hem biyografi özellikleri taşıyormuş. Bu kitabın ardından, iki öykü kitabı ve bir anlatı yayımlamış Mario Levi: Bir Şehre Gidememek, Madam Floridis Dönmeyebilir ve En Güzel Aşk Hikâyemiz. İstanbul Bir Masaldı ise 1999’da çıkmış ve bir sonraki yıl kendisine Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandırmış.
Yazarın, dedesine ithaf ettiği 800 sayfalık bu uzun roman tıpkı bir masal gibi, bir şiir gibi… Levi, İstanbullu bir Yahudi ailesinin tarihini, Mösyö Jak ve Madam Roza’nın dört nesillik uzun tarihini, tıpkı hüzün dolu bir masal anlatırmışçasına aktarıyor okuyucuya. Artık kanıksadığınız bir burukluk ve hüzünle, bir solukta okuyup bitiriyorsunuz tüm romanı. Fonda, artık çok gerilerde kalmış şiir gibi bir İstanbul, yazarın, incitmekten korkarcasına, büyük bir özen ve şefkatle yaklaştığı “insanlarının”, “insanlarımızın” hikâyesine tanıklık ediyoruz.
Gerçekten de, yazarın, kendine has, upuzun, duygu ve düşünce yüklü cümlelerle, sabırla inşa ettiği bir masal bu kitap. Bazen bir kitabı çok beğenirsiniz de, başkalarına anlatırken, överken hep bir şeyler eksik kalır ya, şu anda onu hissediyorum. Duygusu çok yoğun bir roman İstanbul Bir Masaldı. Bir dolu düşünce, bir dolu duygu uyandırdı bende. Hayat, umutlar, düşler, sevinçler kadar acılar, yalnızlıklar, pişmanlıklar, kayıplar demek… Tüm o hayatları okurken, en çok bunu düşündüm. Yaşamın hızına kendimizi kaptırıp, ne çok insanımızı ihmal ediyoruz. Eksiliyoruz sürekli, hep bir şeylere, birilerine geç ya da eksik kalıyoruz. Bazı tatlar, ne bileyim, bazen bir patlıcan kızartması, bazen sadece Kurban bayramlarında yenen bir anneanne yemeği hep çok gerilerde kalıyor. Küçücük bir koku, o günleri anımsatmaya yetiyor bazen ama hep bir burukluk kalıyor geriye. Zamanı geriye döndüremeyeceğimizi biliyoruz.
Ve tabii ki yazgı… Bazı insanların yaşamları, yaşadıkları, kaderle açıklanmaz da neyle açıklanabilir? Bu kitaptan bana bir dolu karakter kaldı. Hepsi çok canlı… İstanbul, onlarsız eksik ve mahzun kalırdı. Madam Roza, Olga, Mösyö Rober, Avram Efendi ve diğerleri… Hepsinin hikâyesinde hüzün var ama kimileri hep kaybetmeye yazgılı galiba. Onun için, en çok Kirkor Amca, Hüsnü ve Mimiko’yu sevdim ben sanırım. Kitaptan küçücük bir alıntı, kitabın ruhunu hissettirmeye yeter mi acaba?
“…Madam Roza’nın gül reçeli hiçbir zaman unutulamayacaktı bu durumda… Hiçbir zaman… O sıcaklığı sonuna kadar koruma umuduyla… Onun zeytinyağlı, hafif tatlı enginarı da unutulmayacaktı, kıymalı, karamel soslu kabak dolmasıyla, kabağın kabuklarından yapılan, ekşimtırak, sarımsaklı ‘kaşkarikas’ları da… Onun karabiberli pırasa köftesi de unutulamayacaktı, ıspanaklı kurufasulyesi de, sakızlı beyaz tatlısı da, Pesah akşamları için hazırladığı kuru üzümlü hurma tatlısı da… O evlerin giderek yitirilen, değerleri ancak yitirildikten sonra anlaşılan tatları, kokuları, renkleri, daha da önemlisi yaşayan ‘parçalarıydı’ o yemekler…”

5 yorum:

  1. Anlatımınız beni çok etkiledi. Beğendiğinize sevindim. Artık sizi de Levi hayranları arasına katıyorum. Yeni ve farklı yorumlarınızı bekliyorum. Sevgi ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
  2. Mehmet Bey,
    Bu kitabı değerli tavsiyeniz sayesinde okudum. Tekrardan teşekkürler. Mario Levi'nin üslubunu çok sevdim. Bir Yalnız Adam: Jacques Brel'i çok merak ediyorum. Bu arada, yeni kitap tavsiyelerinizi de beklerim. Selamlar, sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Madam Floridis Dönmeyebilir'i aramıştım sahafta, bulamayınca En Güzel Aşk Hikâyemiz'i aldıydım ama okumak hak getire. Balşadıkça usandım dilden. 2 yıl kadar sonra iade ettim sahafa :) Tabii bu dediğim 4-5 yıl önceydi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzun cümleleri nedeniyle pes eden çok galiba. Bense okuduğum kitabın ruhuna çok uygun buldum.
      Bazı kitapların zamanı vardır. Belki yeniden okusanız daha farklı gelir.

      Sil
  4. Kaderde okumamak varmış :p

    YanıtlaSil