14 Temmuz 2015 Salı

Günden Kalanlar – Kazuo Ishiguro


Firs (kapıya yaklaşır; kapı koluna eliyle dokunur): Kilitli. Gittiler… (Divana oturur) Beni unuttular… Neyse… Burda otururum… Leonid Andreyiç kürkünü giymemiştir yine, paltoyla çıkmıştır… (Kaygıyla içini çeker) Kabahat bende, bakmadım… Çiçeği burnunda gençlik! (Anlaşılması olanaksız bir şeyler homurdanır) Yaşam geçip gitti, hiç yaşamamışım gibi. (Uzanır) Yatayım. Gücün de kalmadı; hiçbir şeyin kalmadı, hiçbir şeyin… Eh, sen… beceriksiz!... (Kımıltısız yatıp kalır)

Anton Çehov – Vişne Bahçesi

Vişne Bahçesi’nin finalinde, son sözler evin doksanına merdiven dayamış emektar uşağı Firs’den gelir. Tüm yaşamını başkaları için, hep başkalarına hizmet ederek tüketmiş bir yaşamın özeti gibidir bu sözler. Evlerini satıp gitmek zorunda kalan efendileri, artık kullanılamayacak durumda olan eski bir eşya gibi evde unutmuşlardır Firs’i oyunun finalinde. Artık çok geçtir Firs için. Yaşam hiç yaşanmamış gibi uçup gitmiştir ellerinden. Onu bekleyen ölümdür.
Ishiguro’nun 1986 yılında yayımlanmış olan en ünlü romanı Günden Kalanlar (Remains of the Day) bana fena halde Firs’i hatırlattı. Bu kez yer İngiltere, sene 1956… Romanın kahramanı başuşak Stevens, tıpkı Firs gibi tüm yaşamını başkalarına hizmet ederek tüketmiş. Meslek yaşamının önemli bir bölümünü büyük bir malikânede ülke siyasetinde söz sahibi bir İngiliz lorduna hizmet ederek geçirmiş. Mesleğinin en parlak örneklerinden biri Stevens…
Ancak zamanlar değişmekte… İngiltere eski İngiltere değil… Açgözlüce yükselme sırası artık Amerika’da… Nitekim, Stevens’ın çalıştığı malikâne de lordun ölümünün ardından el değiştirmiş. Yeni patron bir Amerikalı… Roman, Stevens’ın eskiden birlikte çalıştığı kahyâyı ziyaret etmek üzere taşraya bir yolculuğa çıkmasıyla başlıyor. İşte bu yolculuk sırasında tanıyoruz Stevens’ı… Geriye dönüşleri sayesinde, tüm yaşamını nasıl geçirdiğini, son derece katı bir kuralcılık ve idealizmle icra ettiği mesleğine dair neredeyse “takıntılı “ diyebileceğiz düşüncelerini öğreniyoruz. Hep o “vakar” yüzünden hiçbir zaman sözcüklere dökülmemiş, muhtemelen de hiçbir zaman dökülemeyecek pişmanlıklarını, hayal kırıklıklarını ve umutlarını öğreniyoruz.
Günden Kalanlar son zamanlarda okuduğum en sahici romanlardan… Ishiguro’yu Uzak Tepeler’le tanımış ve sevmiştim. Günden Kalanlar ne kadar İngiliz ise, Uzak Tepeler de o kadar Japon’du…  Ishiguro aslında Japon asıllı… Beş yaşındayken ailesiyle birlikte İngiltere’ye taşınmış. Kendi deyimiyle “berbat” konuşuyormuş Japonca’yı. Tüm yaşamını Japonya’dan ve Japon dilinden bu kadar uzak geçirmiş biri olmasına rağmen, Uzak Tepeler’e sinmiş Japon ruhu beni çok etkilemişti. Bu arada, Günden Kalanlar’ın 1993’te sinemaya uyarlandığını da hatırlatmak isterim. Başrolde Anthony Hopkins ve Emma Thompson var.

2 yorum:

  1. '93'te filmi seyredip çok beğenmiştim... Geçen sene Ishiguro'nun Beni Asla Bırakma'sını okuduğumdan beri kitap aklımda... Ben de en kısa sürede okumak istiyorum... Çok teşekkürler paylaşım için...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederiz yorumunuz için... Bu arada, ben de büyük bir heyecanla Beni Asla Bırakma'ya başlamak üzereyim. Ishiguro'yu kesinlikle çok sevdim.

      Sil