22 Şubat 2016 Pazartesi

Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları – Dostoyevski


Dostoyevski 1862 yazında hayatında ilk kez, yirmiden fazla kenti kapsayan bir Batı Avrupa seyahatine çıkar. Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Avusturya ve İsviçre’ye yaptığı bu seyahate ilişkin gözlemlerini ertesi yıl “Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları” adlı bir kitapta toplar. İletişim Yayınları’ndan aynı adla çıkan kitabın ilk sayfaları Dostoyevski’nin seyahat ettiği Avrupa şehirlerinden bazılarının – Köln, Berlin, Dresden, Londra, Paris – 19. yüzyılda çekilmiş fotoğraflarına ayrılmış. Ardından gelen “Kronoloji” bölümünde ise yazarın doğumundan ölümüne dek (1821-1881) geçen sürede Rusya’da ve dünyada yaşanan önemli olaylara yer verilmiş. Bu bölümü Joseph Frank’ın Önsöz’ü izlemekte… “Kış Notları: Dostoyevski’nin Avrupa’yla Karşılaşması” adını taşıyan bu yazıda Frank, Dostoyevski’nin yazıları ile novellaları arasında ciddi bir bağ kurmakta… Bu çerçevede, Kış Notları’nı da hemen ardından yayımlanacak olan Yeraltından Notlar’ın bir ilk taslağı, öncülü olarak gördüğünü ifade etmekte… Yazarın seyahat notları boyunca kullandığı oldukça öznel, yer yer son derece öfkeli ve müstehzi dil de Yeraltı Adamı’nın ipuçlarını vermekte okuyucuya Frank’a göre…
Oldukça samimi ve alaycı bir tonda başlamakta Dosteyevski Kış Notları’na: “Dostlarım, sizlere yurtdışı izlenimlerimi anlatayım diye kaç aydır sıkıştırıp duruyorsunuz beni. Oysa, bu diretişinizin beni çıkmaza soktuğundan haberiniz yok. Ne anlatacağım size? Batı üzerine şimdiye dek bilinmeyen, söylenmemiş, yeni ne anlatabilirim? Biz Ruslardan hangimiz (yani hiç değilse dergiydi, gazeteydi okuyanlarımızdan hangimiz, demek istiyorum) Avrupa’yı Rusya’dan iki kat daha iyi bilmeyiz? Ayıp kaçmasın diye iki kat diyorum, aslında on kat daha iyi biliriz Avrupa’yı….” Batı kültürü karşısında Rusya ve Ruslar… Bizlerin Batı ile olan ilişkisini andıran bir şeyler yok mu sizce de? Dostoyevski seyahat notları boyunca Batı’yı - özellikle de Fransızları – ve Batı’nın ikiyüzlü, çıkarcı burjuva düzenini yerden yere vuruyor. Yazarın Slavcı bakışını bilmeyen yoktur sanırım. Nitekim, kitaba da bu Slavcı bakış damgasını vuruyor. Bir yandan Batı’nın hiç onaylamadığı sahte düzenini eleştirirken, bir yandan da Rusların müthiş bir ısrarla Avrupalı olma çabasıyla dalgasını geçiyor.
İşte kitaptan küçük bir alıntı daha: “…Arada bir ‘Tanrım, ne biçim insanlarız biz Ruslar!’ diye geçiriyordum içimden. Gerçekten Rus muyuz? Hangimiz olursa olsun, niçin bu denli güçlü, büyülü çekici bir etkisi oluyor üzerimizde Avrupa’nın? ...Doğrusu, her şeyimiz, bilimimiz de, sanatımız da, toplum düzenimiz de, insanlarımız da, görgümüz de, her şeyimiz oradan, kutsal mucizeler ülkesinden alınma! Yaşayışımız, daha çocukluktan başlayarak Avrupa’nın dünya görüşüne, geleneklerine göre düzenlenmiştir. Hangimizin gücü yeterdi bu gidişe karşı koymaya, bu baskıyı yenmeye? Neden tam Avrupalı olamadık hâlâ? Çünkü (sanırım bu konuda herkes, bazıları seve seve, bazıları da, kuşkusuz diş bileyerek, kabul edeceklerdir bu görüşümü) Avrupalı değiliz… Avrupalı olabilecek kadar olgunlaşmadık henüz… “

3 yorum:

  1. Kitabı okumuş olmanıza sevindim. Benim tanıtımımda kitabı listenize alacağınız yazmıştınız. Dostoyevski'nin zaman zaman hırçın cümleler kurduğu bu kitabın özellikle Londra üzerine olan kısmını sevmiştim. Edebiyat tutkunları için okunması gereken kitaplar arasında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Bilgehan Bey... Dostoyevski okumalarınızda kendi ihmallerimi fark etmiştim. Bu kitap da onlardan biriydi. İlginç bir kitap. Hırçın kelimesi o kadar iyi karşıladı ki Dostoyevski'nin bu kitaptaki ruh halini. Önsöz'ü çok sevemedim yalnız. Joseph Frank'ın Önsöz'ünü yani... Bazı bağlantılarını nedense biraz zorlama buldum.

      Sil
    2. Bu arada, sizin değerlendirmenize yeniden bakınca bir değişikliği fark ettim. Daha önce kitabın girişi başka yazarlara ayrılmış ki aralarında E.H.Carr da var. Onun Dostoyevski incelemesi/biyografisi çok iyidir. Joseph Frank'ın Önsöz'ü yeni baskılarda var demek ki...

      Sil