24 Temmuz 2016 Pazar

Bir Cinayet Romanı – Pınar Kür


Bir Cinayet Romanı henüz polisiye türün edebiyatımızda çok da rağbet görmediği bir dönemde yazılmış ilginç bir roman. 1989 yılında yayımlanmış olan kitap her ne kadar bahsi geçen türün tüm özelliklerini taşısa da gerçeklikle kurgunun birbirine dolandığı yapısıyla onlardan bir biçimde ayrılıp post modernizm alanına geçiş yapıyor. Yazarın bolca ortalarda olduğu, romanı yazış sürecine kahramanlarını da – ki burada cinayeti çözecek kişi, katil ve maktulden söz ediyoruz – kattığı ve kurguyla gerçek olanın bir noktadan sonra artık ayırt edilemediği bir yapı söz konusu. Bir yandan cinayet ya da bir dizi cinayetle sonuçlanacak olaylar yazarın müdahaleleri ile yavaş yavaş gelişirken, bir yandan da romanın yazılışına tanıklık ediyoruz.
Kısa, felsefi bir girişle başlıyor hikâye: “Bir cinayet olayı ne zaman başlar? Öldürme düşüncesi aklınıza düştüğünde mi? Öldürme düşüncesini hemen reddedeceğinize ya da kısa bir süre sonra unutacağınıza, yavaş yavaş geliştirmeye koyulduğunuzda mı? Öldürme düşüncesi öldürme kararına dönüştüğünde mi? Öldürme kararı uygulandığında mı? ...” Hemen ardından cinayeti çözmesi beklenen kişiyi kendi ağzından tanıyoruz. Bildik cinayet romanlarından alışık olduğumuz dedektiflere hiç benzemeyen biri bu kişi. Aileden kalma yalıda yaşayan, karısı tarafından terkedilmiş, kendisini mükemmel bir tembel olarak tanımlayan gayet tuzu kuru bir matematik profesörü. Tıpkı romanın diğer kimi kahramanları gibi yazarın geçmişten tanıdığı biri. Onun ardından, cinayete kurban gitmesinin çok büyük bir olasılık olduğunu daha kitabın başında anladığımız L’ye ve katil Y’ye geliyor sıra. Her biri yazarın isteği üzerine günlüklerle katılıyorlar yazma sürecine. Böylece, yazar ve roman kahramanları el ele verip bir cinayet romanı ortaya çıkarıyorlar. Bir Cinayet Romanı kurgusu ile olduğu kadar karakterlerin başarıyla çizilmiş portreleriyle de öne çıkan kitaplardan.

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Ben Ruhi Bey Nasılım – Edip Cansever

Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey
Nasılım
Bir yaz ikindisinden çıktım geldim
Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim
Kapıyı iyice kapadım
-Kapadım mı, evet, kapadım-
Çitlenbik ağacının altından geçtim
Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım
Dişlerimle sıyırdım
Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler
Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum
Azıcık gülümsedim
Ve dünya bana gülümsedi
Çakılların üstünden yürüdüm
Yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki
Yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi
İyice duydum
Çıkarken bahçe kapısını açık bıraktım
                                                          
Ben Ruhi Bey Nasılım, Edip Cansever, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Nisan 2016